Erguvanlar baharın ilk müjdecileri olsa da, muhteşem manzaraları uzun zaman eğleşmez şehrin şehrâyinli tepelerinde; çünkü erguvanlar güzel olduğu kadar, erken ölümlüdür de!.. Hayatın, akıl çelen güzellikleri yanında, çok eğreti, çok uçucu olduğuna işaret etmek için, ilk şiir kitabıma “Erguvan Uğultusu” ismini vermiştim.
Merhaba, ebru güzeli!.. ..... Ödüm koptu; göreceksin sandığımdan içimi... Duruyordun ya karşımda; öd karışmış suda yüzen gül gibi!..
Bir teknede kardılar; zamk, ve kola, ve “kopartılmış” ödleri kıvâmı-ı kesîf mayi ile. İşte bu suya çizildi resmin...Neft yağıyla incelmişti boyalar ve damla damla aktı, çizgi çizgi uzadı su üstünde duygular...
Değer verene, elbette değer verilecekti. Korumaya çalışan, korunacaktı. Seven, sevilecek; muhabbet duyana, muhabbet duyulacaktı. Evet, Peygamber seni çok seviyordu. Çünkü sen de O'nu çok seviyordun. O ve O'na ait her şeye derin bir muhabbet besliyordun. Asırlar süren ömrünce de bunu hemen her fırsatta göstermiştin. Daha gencecik iken, O'nun getirdiği kitaba saygısızlık olur diyerek, bütün bir gece, Kur'an'ın bulunduğu odada ayaklarını uzatıp yatmamıştın.
“Eylül! Öyle bir ay ki, geçen her güzel günü için ona minettar olmak gerekir.” — Mehmet Rauf
HİKÂYECİ hikâyeler içinde... Dallarında kızarıp toprağa sözlerini bırakan yapraklar gibi, başına hikâyeler konuyor. Hayatların içine düşüp yüreği kabarıyor. Kırılgan bir mevsimin içinden geçiyor günleri. Biz de... Kış bir kez daha dudaklarını uzatmak üzere. Baharda yeşeren, insana umutlar aşılayan yapraklara konulmuş kızıl öpücüklerle irkildiğimiz eylülden geçiyoruz. Kızıl bir renk basıyor havayı. Dokunduğumuz her şey hüzne düşürülen bir şerh oluyor.