Hergün aynı tabakta yemek yemekten, aynı bardaktan su içmekten, aynı siyah bıçakla kesmekten, aynı renksiz çelik tencereyi kullanmaktan sıkılıyorum. Öyle ki dümdüz, tek renkli karabiberlerden bile sıkılıp, beyazı ile karıştırıyorum onları.
Düşüp gönlümün peşine dolandım aşk vadisinde Kara bahtın cilvesiyle vefâsız bir yâr’a düştüm.
Huzur limanı diyerek sundum sinemi cömertçe Yâr dilinden yüreğimde bin bir çeşit yara, düştüm.
Sevdâ sarhoşu gönlümün koştum peşinden çâresiz Gönlü başkasına meftûn yâr yüzlü ağyâr’a düştüm.
Hep şikâyet edip dururuz. Her şeyin tadı tuzu kaçtı diye. Evet, gerçekten nimetlerin yağmur misali bol olduğu günümüzde insanların hâl ve hareketlerinde yapmacık, gösteriş hâkim olduğu için tat tuz kaçtı. Ortada yağ var, un var, şeker var; ama şöyle güzel bir helva kavuracak kabiliyetli ellerden mahrum olduğumuz için bir türlü soframıza leziz bir helva konulamıyor.
Menülere geçmeden önce yemek tanıtımlarında dikkate alınması gerekli noktalar üzerinde durmak istiyorum.
Aman, hayat nedir, hayatın anlamı nerededir, insanın bu kâinattaki yeri nedir vs. gibi ciddi sorular sormayın onlara. Çünkü, onlar için hayat nihayetinde "koca bir eğlence merkezi!" Hayatın anlamı, "gülmek, eğlenmek ve (güya) mutlu olmak."
Başkaları sorduğunda onlara ne kadar harika, ne kadar muhteşem, Ne kadar olağanüstü olduğuna dair verecek onlarca cevabın var biliyorum. Bir kez daha aynı sözleri duyacağımı bildiğim için sormayacağım sana o soruyu…
Sormayacağım; çünkü hayatında yaşadığın bitmez tükenmez sorunları yüreğinin kanayışını, hayatının eksilişini, içinin daralışını, yaşama sevincinin tükenişini biliyorum…