Namaz konusunda hassas insanımızın taşınılan yeni evdeki ilk telaşesi, "Bu evin kıblesi ne tarafaydı acaba?" oluyor. Eğer pusula, pusulalı seccade gibi cihazlarınız yok, var da doğruluğundan emin değilseniz kıbleyi mecburen önce tahminî olarak bulmak durumunda kalacaksınız.
'Yaygın yaz yanlışları' adını verdiğim bu konuyu bir daha düşünmeye ne dersiniz? Üzerinde durmaya değer mi? Sabır gösterir de yazıyı okuma lütfunda bulunursanız yaygın yaz yanlışlarıyla neyi kastettiğimi kolayca anlayacak, gerçekten de üzerinde durmaya değen bir konu diyerek siz de düşünmeye değer bulacaksınız.
Halkımızdan bazıları (çoğunlukla hanım müslümanlar) İSLÂM DİNÎ ile hiç alakası olmayan birtakım hurafeleri devam ettirmektedirler. Hurafe inanç ve adetlerin çok değişik şekillerini, hemen her köyümüz ve kentimizde yaygın olarak görmek mümkündür. Bu hurafe adetler uğruna zaman zaman üzücü olaylar da duyulmaktadır. "Yıldıznameye"baktırmak, "FAL" açtırmak, "SİHİR" bozdurmak için diyar diyar hoca(!) arayanlar, dileğinin yerine gelmesi için "TÜRBE VE EVLİYA" mezarlarını dolaşanlar, kızının nasibini açtırmak için, il il üfürükçü arayanlar azımsanmıyacak kadar çoktur.
Bahar geldi; bu hepimiz için tatlı bir başlangıç demek.. Güzeli, iyiyi, doğruyu bulmak ve yaşamak için... Alemlerin Rabbi baharda dirilttiği gibi kainatı, şimdi kalplerimizi diriltmenin tam da zamanı... İmanlarımızı tazelemenin; Rabbimiz ile olan muhatabiyetimizi tazelemenin tam da zamanı..
Bahar geliyor...! Nasıl ki evimizi bahara hazırlarız; öyle de kendimizi de ruhumuzu ve kalbimizi de bahara açalım.. Bahar temizliği yapalım..
Halîfe Hârûn Reşîd, atıyla giderken ihtiyar birisinin fidan dikmekte olduğunu görür ve onunla konuşmak ister:
— Selâmün aleyküm baba. Kolay gelsin, ne yapıyorsun? — Görüyorsun ya, fidan dikiyorum. — Bu fidan kaç senede meyve vermeye başlar? — Yirmi-otuz senede.
— İyi ama baba, senin saçın sakalın ağarmış, iyice ihtiyarlamışsın. Şimdi bu fidanı dikiyorsun, ama ne zaman bunun meyvesini yiyeceksin? Ömrün yeter mi ki?