Ebruya dair' Ateş denizi.Gül bahçesi.
Renk fırtınası Aşk seması. Işık ve bakış.
Su üzerinde buluşuyor. Renk ve ahenk
Suya koşuyor.
Aşkın yüzü suyu hürmetine ateş suya konuk oluyor.
* 17. yüzyılda bir seyyah, saraydaki yemek servisini şöyle anlatıyor: “Aşçılar, yamaklar, çaşnigirler, kilerciler bunların hepsi yan yana dizildi, yemekleri elden elde uzattılar. O kadar çok yemek ikram ettiler; ama bir kere bile kap sesi duymadık.”
* Aşçılar, uzun kırmızı ve mavi elbiselerle servis yapıyor. Yemekler porselen ve çini kaplar içinde sunuluyor. * Yeniçerilere yemek ikram edilirken kaşık verilmiyor. Çünkü Yeniçeriler, kaşıklarını kuşaklarında taşıyor. * Çaşnigirin görevi sadece yemeğin tadına bakmak değil, çok gizli haberleri de taşıyor.
Yavuz Sultan Selim, 24 Ağustos, 1516 tarihinde “Mercidâbık” savaşını kazandıktan sonra Haleb’e girmiş, iki hafta sonra da oradan ayrılıp Eylül ayı sonunda Şam’a ulaşmıştı.
Buradan Mısır’a geçmeden önce de 15 Aralık’a kadar Şam’da kalmıştı. Yavuz Şam’da kaldığı sıralarda, Muhyiddin Arabî Hazretleri’nin (v.638/ 1240) bir kitabında geçen “Sin Şin’a girince Mim’in kabri ortaya çıkar” şeklindeki bir ifadeyi, büyük alim Kemal Paşazade ile birlikte incelemişlerdi.
Bilhassa Balkanlar ve Ortadoğu’da kan ve gözyaşı hiç eksik olmadı. Bugün, insan haklarını, özgürlükleri dillerinden hiç düşürmeyen Batı’nın gözü önünde Filistin’de soykırım uygulanıyor; ancak kendilerinin duyabileceği kadar bir sesle “Yapmayın” “Etmeyin”den öteye yaptıkları ciddi bir şey yok.
Tıp tarihi Enstitütüsü Müdürü Meşhur Türk Hekim karanfilcileden Tabib Mehmed Aşkî ve Dr. Salih Efendilere ve Cevad Rüştü Bey’e ithaf
9 asırdır payidar anavatanımızda madem ki tabiatinde karanfil de vardır. Bu da lâle gibi asırlar boyunca millî çiçeklerimizden olmuştur. Tarihini bu kadar eskiye götüren bu çiçek için en mühim kaynak eski eserlerimizde istilize edilmiş örneklerinin mevcudiyetidir. Selçuk taş ve çini işlerinde görülmektedir. Esasen menşei Asya ve Küçük Asya (Anadolu) dur.
XV. asırda da bu merakın devam ettiğini buluyoruz. Zira karanfiller zevkimizin sembolü ve bahçelerimizin ananesi olmuştur.
Batılılar, Türk Devlet büyükleriyle akrabalık ilişkileri varmış gibi görünmeye ayrı bir özen gösteriyorlar. Çalışmalarımız içinde konumuzla yakından ilgili olan iki ayrı örnek, bu tesbitimizi doğrulayacaktır.
a) Macar Kıralı Matyaş Korvin, Osmanlı Devleti ile sıkı siyasî temas içindeydi. Padişah II. Bayazıd ile yakından ilgilendiği gibi o dönemde esarette olan Sultan Cem'e bir kurtarıcı rolü yüklenerek onun Macaristan'a hemen gelmesi halinde muhakkak kurtarılacağı vaatlerini içeren " 1483 Nisan başında yazdığı mektubundaki akrabalık,