Geçmişte olduğu gibi günümüzde de rengârenk bir dünyaya adım atarsınız Mısır Çarşısı’yla birlikte. Bir yanda ışıl ışıl kuyumcu dükkânları, diğer yanda çiniciler, bir başka tarafta allı pullu kıyafetler, semaverler, fincan takımları, baharatçılar, cam eşya satanlarla dolu bir zaman çarşısıdır burası.
Bir ucundan girince çıkışı da görünen çarşı, hayatı hatırlatır insana. Ortasında bir sürü oyalayıcı incik boncuk. Kim bilir yıllarca kimler geçti buralardan ve neler düşünüp neler yaşadılar ayak bastığınız o yerde. “İki kapılı bir han” derler dünya için. Bir kapısından gir, diğerinden çık.
İstanbul’da Sarayburnu sırtlarında yaklaşık 400 yıl Osmanlı Devletinin idâre merkezi olan saray.Sultanahmed ile Haliç ve Boğaz sâhilini kaplıyordu. Asıl alanı 700.000 m2 kadardı. İnşâsına Fâtih Sultan Mehmed Han (1451-1481) zamânında 1465 yılında başlandı. Osmanlı teşrifâtında ilk adı “Saray-ı Cedîd-i Âmire” olup, “Yeni saray” demekti.Hz. Fâtih, sarayın tek binâdan değil, birçok köşk ve dâirelerden meydana gelmesini istiyordu. Saray inşâatına bu istek üzerine başlandı. Osmanlılar devrinde devâmlı ilâve ve tâdilât yapılıp, genişletilerek, ihtiyaca cevap verilecek hâle getirildi. Sultan İkinci Mahmûd Han zamânında, 1825 yılında ahşap olarak “Topkapı Sarayı” adıyla yeni bir saray yapıldı.
Louvre Müzesi Fransız ihtilalinden sonra 1893 senesinde, Fransa'da açılan ilk devlet müzesi. Paris'te bulunan bu müze emsalleri arasında en ünlülerindendir.
Tarihçesi: Louvre, on üçüncü yüzyıl başlarında (1204), Philippe Auguste tarafından ilk şekliyle inşa ettirilmiştir. Adını İngilizce'de kuvvet, güç anlamına gelen “Lower” kelimesinden alan saray, daha sonra 14. yüzyılda kraliyet merkezi olmuştur. On beşinci yüzyılda ise saray, Loire'nin kıyısına taşınınca Louvre bakımsız kalmış ve 1564'te sarayın Tuileries bölümünün yapımına başlanmış fakat, Üçüncü Napolyon zamanında tamamlanabilmiştir.
Texas’ın Galveston limanından hareketle başlayan seyrimizin yirmidördüncü günü, Kızıldenizin kuzeyinde ki, Sina Yarımadası’nın ikiye böldüğü körfezlerden, doğuda kalan Akabe Körfezi’nden geçerek, Ürdün’ün Akabe Limanı’na varmıştık.
Yolculuğun son gününde Tiran ve Sanafir Adaları’nın dar bir geçit oluşturduğu bu sularda, mavinin en güzel tonlarını görmek mümkündü. Deniz, bu göz alıcı rengini sahillere dek uzanan çeşitli mercanlardan almaktaydı. İlginçtir, suyun altında yaşadıkları sürece rengarenk bir sualtı cennetini andıran mercan resifleri, öldüklerinde, kaya ve kum yığınlarına dönüşüyorlardı. Dünya fani idi, güzellikleri de öyle...