İnkar edilmeyen gerçeklerden biri de gözlerimizin birer fotoğraf makinesi oluşudur. Baktığı şeyin derhal fotoğrafını çeker, sonra da onu çöplüğe atıp da unutmaz. Belki en mühimi, hayal deposuna yerleştirir, oradan kalb gözüyle her an seyretmeye mecbur kalırsınız.Bundan dolayı insanlar neye çok bakıyorlarsa onun fotoğrafını çekiyorlar, neyin fotoğrafını çekiyorlarsa onu seyrediyorlar demektir.
Ebû Hüreyre hazretlerinin, Kur’an okuyanların kazanacağı mânevî derecelerle ilgili olarak Peygamber Efendimiz’den rivayet ettiği şu hadîsi şerîf, mü’min gönüllerin heyecanla tutuşmasına vesile olacak güzelliktedir: “Kıyamet gününde Kur’an-ı Kerîm gelecek ve Allah Teâlâ’ya: ‘Yâ Rabbî! Kur’an okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!’ diyecek; bunun üzerine Kur’an okuyan kimse şerefle süslenecek.
Hayat yolu inişli çıkışlıdır. Düşe-kalka yürünür. Önemli olan düşmemek değil, düştüğünde ayağa kalkacak irade gücünü ve kararlılığı göstermektir... Hayat, sadece karşısında pes etmeyenlere "musahhar" (yardımcı) olur.
İnsanlar üç aşağı, beş yukarı bir birlerine benzerler... Aralarında çok fazla irade gücü ve zekâ farkı yoktur.
Anne ve babanın çocuğuna karşı vazifeleri, esas itibariyle doğumdan sonra başlasa da; çocuğun ana rahmine düşmesine, hatta babanın, anne adayını tercihine kadar uzanır.
Doğumdan sonraki ilk günlerde, ebeveynin çocuğu için yapması gereken görevleri, ana hatlarıyla vermeye çalışalım: