Sokaklarda bulunmaz, çarşıda pazarda satılmaz, dalda ya da tarlada yetişmez, filmlerdeki gibi hiç tanımadığınız “selam”lıklardan da çıkmazmış “dost”…
Muhabbeti özlenmez, karşılıklı çay içmelere iç geçirilmezse… Havayla su sohbete katık yapılmaz, lafın beli beraberce kırılmazsa… Uğrunda gözyaşı dökülmez, arkasından ağıtlar yakılmazsa…
Bir sükûtun nabzını tutuştur hayat.
Sessiz, sakin, yalnız, yalın, kimsesiz yaşayıp gitmenin öz Türkçesi...
Bir yol kenarında, bir dağ başında, bir deniz ortasında alayına isyan nidalarının arasındaki pişmanlıkla nefes almaya devam etmektir evet.
Sözsüz konuşabilmek güzel şey olsa gerektir. Susmak ve anlamak, susarak anlatmak güzel şey. Kelimeler elbette konuşabilmemiz için var. Ama sükûtun bir ihtişamı yok mu sizce de?
Hani iki talebesi bir Allah dostunu ziyarete giderler.
Perişan olur; aşka düşenler de… Aşktan düşenler de…
Dilde olanı var; dile düşeni...
Hafif bir rüzgârda söneni… Fırtınada daha bir alev alanı...
Bir elbise gibi giyinir kimisi... Yağmurlarda sırıl sıklam...