Kızmaya zaman yetmez.
Bugün... Evet, evet. Bugün, kızgın olduğun kim varsa karşısına geç. Onun suratına dikkatle bak. Ta, gözlerinin içine... Minicik pırıltıları yakalamaya, ifadeleri çözmeye çalış,gözbebeklerinde SON DEFA!!
Ve onun gözlerinden ayırmadan gözlerini, şu sözü hatırla :
TENHALIĞIN hissettirdiği boşlukta günler deviren, tatilde çıkacağı seyahatin kendisine iyi geleceğini düşünen dostum, çıktığı seyahatin ilk durağında bana şunları yazmıştı: ‘İnsanın geçtiği her cümlede sanıyorum çokça acı var. Oysa biraz huzurdur istediğim... Geldiğim yerdeki tenhalık, bulunduğum yerdeki kalabalık problemi hiç değiştirmiyor. Hep kaos!’
‘İnsan gittiği yere kendisini de götürür’ sözünden ve bir iç değişim yaşamadan gerçekleştirilen her türlü ‘değiştirme’nin yaraya merhem olmadığından hareketle, cevaben şunu demiştim:
Toprağın ve çiçeklerle yaprakların gecenin nemiyle hemhal olduğu…Kepenklerin henüz sessizliği yırtmadığı bir sükunet vaktinde…Gecenin eteklerini sürüdüğü yavaş yavaş geçip giderken… Ufukta güneşin habercisi belli belirsiz bir koyu kızıllık… Kızkulesinin gözleri kapalı henüz …
Hayat ne doğrusaldır ne de durgundur. Bir gizemden diğerine ilerleyip durur. Hayatda krizler, tepeler, düzlükler vardır. Düzlük görünüp tepe olan yerler, tepe görünüp düz olan yerler vardır hayatta. Aslında bu belirsizlik ve sürprizdir. Hayatı çekilir hale getiren de budur aslında. Bir sonraki adımı hiçbir zaman bilemezsin. Görüntü ve gerçek her zaman farklıdır birbirinden. Görüntüden bir dolu anlam çıkarır ama tüm resmi hiçbir zaman göremezsin. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.
Sevdiğimiz, beğendiğimiz, hoşumuza giden her şeyi ele geçirince, onu bize ait kılınca, onun hayatında hep yanında olunca daha mutlu olacağımıza dair bir yanılsama var içimizde.
Bizim olunca mutlu olacağız sanıyoruz.
Çok muhabbetin getirdiği tez ayrılıkları hep unutuyoruz.
Bir de hani işleri güçleri bitmiş gibi yeni bir maraza çıkar mı diye ortaya korkutucu vede ürkütücü bir mesele sürdüler. Sürdüler de ne oldu. Birbaşlarına kaldılar ki gene baktılar öyle olmayacak bu iş onların ekmeklerine yağ sürmeyecek tuttular bütün dünyanın insanlarını kattılar işin içine. Niye kattılar acaba? derken bir de bakıldı ki ortalık ısınmaya başlıyor. Kim ısıtıyor demeye bakılmadı bile. Isınma turları devam ede ede nihayet kapımıza kadar geldi ve hatta evimizin içine kadar sirayet etti bu ebter mesele.
“önce bakmaya çalıştık önümüze
neşeli olduğumuz bir gerçekti