Niye garsonun gösterdiği yere oturdum ki şimdi. Bak gerilerde boş bir masa daha var. Bu “cam kenarı” hassasiyeti de sürekli otobüsle seyahat etmemin, algılarımı çimdiklemesinden kaynaklansa gerek. Of ne çok acıktım. Zaten bu kadar acıkmasam, ne işim var burada değil mi? Açım aç… Şu an içimdeki tüm hislerin dibi tutmuş, beynim sağ ve sol lob diye yumurtaya öykünmüş, ruhumsa bir pilav gibi lapalaşmış. İşte geliyor garson.
Günün birinde bir tabak kaldırılacak sofradan sessiz sedasız. Belki birkaç gün fazladan bir bardak taşınacak kahvaltı sofrasına. Gayri ihtiyarî televizyon kumandasını istemek için başını sana çevirecek sevdiğin. Oysa elektrik lâmbasını açmak için anahtara dokunmayacak parmakların.
Gün doğacak yine erkenden ama ne aynaya bakabilecek, ne de aziz olan suya dokunabileceksin. Kitapların boşuna bekleyecekler seni. Binlerce hakikatin susup bir tek hakikatin sesinin duyulduğu gün artık onların sayfalarını da çeviremeyeceksin.
* Yanında çekinmeden rahatlıkla yüksek sesle düşünebileceğin gerçek dostlar edin. Böyle bir dostun tarifide; iki vücutta yaşayan bir ruh iki ruhta yaşayan bir vücuttur. Ve böyle dostluklar da verdiklerini unutup aldıklarını hatırlayarak oluşur.
* Dostunun kamburunu hoş gör ki, o da senin sivilcelerini görmezden gelsin.
Edebiyatımızda noktalama işaretini, ilk kez Şinasi “Şair Evlenmesi” nde kullanmıştır. Edebiyatımızda ilk çeviri roman, Kamil Paşa’nın yaptığı Telemak’tır. Edebiyatımızda ilk roman, Taaşşuk-u Talat-ı Fitnat’tır. Edebiyatımızda ilk köy romanı, Nabizade Nazım’ın “Karabibik” adlı eseridir.
Edebiyatımızdaki ilk realist romancı Recaizade Mahmut Ekrem’dir.
Gerçeği görüp bildikten sonra her faniye sırt çevirmek, ebediyyen ebedi nağmeyi terennüm etme azmi içinde olmak ve yakin gelip çatıncaya kadar her işkenceye katlanmak...
İşte sabır yokuşu!..En sarp sabır yokuşu içimizdedir.Nefsimizin terennüm ettiği nağmelere kulak tıkamak, ondan gelen isteklere kıymet vermemektir.
Hep kenarda kaldın, bitiremedin, atamadın, çocuksu duygularla içinde yetiştirdiğin ezikliği. Duymadı en yakınların sesini çünkü sen, hiç konuşmadın belki konuşturulmadın… Bir ardıç bir dağa ağır gelir miydi? Ağır gelmiştin işte, ağır… Sende başkalarında olmayan bir şey vardı. Sen çok asildin, sendeki bu asalete saygı duyacakları yerde bu, onları korkutuyordu. Korkularını yenmek ve kendilerini senden korumak ( ! ) için birlik olup üzerine geldiler…
“Martılar ismini gelir fısıldar, sahilde sessizlik seninle ağlar. Her tarafta senden hatıra var, baktığım, gördüğüm, duyduğum sensin.” Müslüm Gürses Seni seviyorum!
Okulun koridorlarında yürürken başını yerden kaldırmamanı seviyorum. Ürkek adımlarla dolaşmanı, her an başına bir kötülük gelecekmişçesine tedirginlikle yürüyüşlerini.