Bütün iyi dilekler ve selamlardan sonra... Dilenciden sultana, köleden efendiye Hânım hey!.. Sen ki mahabbet gülistanıma revnak bağışlayanım, efendimsin, Sen ki arzum, emelim, hicranım ve elemimsin,
Hoş geldin ey suskun sevgilim;
Tut sözünü; sus. Mühürle dudağımı, sesimi tut, lâl eyle çığlıklarımı. Nahoş avazların uçurumlarından çek dilimi. Yalanların kuyularından çekip çıkar nefeslerimi. Göklü söz ağaçlarının bengisuyuna kat hecelerimi.
Hoş geldin ey yüzü gamzelim;
“Dikkat ediniz ki, insanın cesedinde bir et parçası vardır. O et parçası sâlih oldukça bütün vücuddaki âzâlar sağlam olur. Eğer o fâsid olursa bütün cesed bozulur. O et parçası kalptir.” (Hadîs-i Şerif)
Kalbine iyi bak sevgili sûfî… Mevlânâ’nın Uzak dediğin yer ancak bir karış diyerek adres verdiği kalbine… Aşk’ın Hüsn için nice basamaklardan geçip, nice engelleri aştığı kalp ülkesine… Sedef içinde inci gibi parlayan kalbine…
Dönen kuşlar indi çoktan göçtükleri yuvalarına... Karıncalar deliklerini ve arılar peteklerini başladı doldurmaya. Mevsim, yaslandı yani bana doğru, hissediyorum. Anladım ki; artık, geliyorsun... *
Seni beklerken; portakal çiçeklerini ipe dizip bir taç daha yaptım...