Bir gün, şehrin gürültülü caddelerinde, bütün sesler arasında en az kendi sesini duyan ve en az kendi sesini tanıyan, hayatın ağır yüküyle çok erken tanışmış bir çocukla karşılaştı. Oyun oynaması gerekirken, oyuncaklarını kucağına alıp pazarlara çıkaran bir çocukla.
Alfabeyi öğrenmesi gerekirken, sokakların bütün küfürlerini belki de anlamlarını bilmeden öğrenen, daha okul çağında kalem tutması gereken ellerini karanlığın koynunda kirletmek zorunda kalan bir çocukla...