Yaşamak denilen şeyin bir çamaşır makinesini çalıştırmaya,
bir otomobili sürmeye, bir televizyonun uzaktan kumanda aletiyle
oynayıp durmaya benzemesini istemez miydik?
Yok, ne münasebet! diyeceksiniz şimdi.
Daha neler!
Mutlu olmanın yolu, çok kazanmaktan mı geçer?
Hedef, üretimi arttırmak... Ve hedef kârlılığı arttırmak...
Sonra ne olacak?
Büyüyeceksiniz...
Kral, akşam yemeğinde sofraya konan patlıcan oturtmayı pek beğenmiş ve başlamış patlıcanı övmeye; övmüş de övmüş, övmüş de övmüş...
Kralı dinleyen dalkavuk hem kralın tüm söylediklerini onaylamış, hem de patlıcanın önemi üzerine bir de konuşma yapmış. Meğer kral hazretleri fazla kaçırmış yemeği; midesine oturmuş. Sabaha kadar kıvranmış. Sabah dalkavuğu görür görmez de başlamış patlıcana atıp tutmaya... Dalkavuk da arkasından: Vermiş veriştirmiş patlıcana. Kral şaşırmış bu defa:
Çocukken mahalle aralarında oynanan misketler gibi, yuvarlanıp gidiyoruz hayatın içinde. Çocuklar her gün yeniden başlıyorlar aynı oyuna.
Misketi ıskalayınca, sıranın yeniden kendilerine gelmesini bekliyorlar. Tekrar sıranın geleceğini ve misketi vurmak için bir fırsatları daha olacağını biliyorlar.