BEN... Eskilerin ENE deyip şerrinden kaçtığı Şeytan çırağı...Şimdi O’na ben, BEN diyor içimde saklıyorum. Yanağımdaki Ben kadar içim deki BEN de benim. Ha yüzümdeki siyah benek ha içimdeki KARALEKE... Benim ayrılmaz parçam. BENBeni BENLİK’le saran ve nice çıkmazlarda yoran BEN bugün bir hesaplaşmak istiyorum seninle..
HİÇ KARŞILAŞMADIĞIM, ama ortalıkta olan hikayemin sözleriyle meşk eden biri, telefonun diğer ucunda inliyor âdeta:
“Artık dayanamıyorum; ne kendimi, ne de hayatı taşıyabiliyorum. Bana birşeyler söyle!...”
Bir diğeri...
Altını çizdiği cümlelerimle konuşuyor. Hayatında hissettiği boşluğu dolduran sözler söylemeye devam etmediğim için ‘elveda!’ diyor.
Şimdilerde ben;
Geceleri yıldızları seyrettiğim penceremden, her gördüğüm buluta yeni bir nisan ısmarlıyorum kurumuş kalbime yağmurlar yağsın diye. Her doğan güne yeni bir bahar ısmarlıyorum günbegün solan hayatıma renk katsın diye. Her batan güne(şe) yeni bir sonbahar ısmarlıyorum ölümü hep hatırlatsın diye. Her karamsarlığıma yeni bir ümit ısmarlıyorum çaresiz kalmasın diye.
Yaşamak denilen şeyin bir çamaşır makinesini çalıştırmaya,
bir otomobili sürmeye, bir televizyonun uzaktan kumanda aletiyle
oynayıp durmaya benzemesini istemez miydik?
Yok, ne münasebet! diyeceksiniz şimdi.
Daha neler!