İstemediğin bir okula girdin. İnsanları mutlu etmek, saygı kazanmak, sevilmek için...
Sevmediğin bir bölümde senelerini harcadın....
Ayaklarını sürüye sürüye gittin derslere... Çalışmak istemedin ama yine de zorladın kendini... Güç bela bitirdin sonunda... Ne ailen, ne de arkadaşların görmedi yaptığın fedakarlığı...
Alkışlamadılar seni, omuzlarının üzerine çıkarmadılar, madalya takmadılar...
Bir savaşın en kanlı günlerinden biridir. Bir asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü görür. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı bir durumda, kurşun yağmuru altındadırlar. Asker, teğmene koşar ve “Komutanım, arkadaşım yaralandı, müsaade ederseniz onu alıp gelebilir miyim?..” diye sorar.
Hadi git bana biraz İstanbul getir ve paylaştır her bir semtini her bir güzele ..
Hadi git bana bir avuç İstanbul getir. Fatih denince akla Fatih Sultan Mehmet gelsin . Sadece onun , sevgililer sevgilisinin iltifatlarına nail olabilmek için henüz on üç yaşında yastığına İstanbul un haritasını çizen Sultan Fatih gelsin akla .
Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak...
Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz...
Sokağa fırlayacaksınız...
Sokaklar da dar gelecek...
Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi...
Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü...
Hayatta hep gülmeyi seçtim ben.
İçten,yürekten gülmeyi sevdim herkese.
Bir gülümsemeyle sevgiler büyürdü içimde.
İnsanlara sevgimi o kadar çok yansıtmalıydım ki;
beni tanımalarına yardımcı olabilmek adına öylesine sevgimi yaşattım ki;
şimdi onlara her bakışımda sanki kendimi görüyormuş gibi olmayı seçmişim meğerse…
Kalplerine yüreğimdeki o saf ve yaşanılası sevgiden avuçlar dolusu uzattım.