Üye Giriş

Herkonudan Sözler

İnsanoğlu hala tüm bilgisayarların en alışılmadık olanıdır. J.keneddy
Bilgisayar

Anketler

Sitemizdeki hangi kategorideki yazılar en çok ilginizi çeker?
 

İstatistikler

Bugün93
Dün183
Bu hafta1013
Bu ay1013
Tüm zamanlar11112

Bağlantılı Öğeler

 
 
 
   
 
 
 
 
Hün-i Hat yazı çeşitleri PDF Yazdır Arkadaşına gönder
Yazar Ay Işığı   

 Hüsn-i Hat yazı çeşitleri başlıca altı kısımda toplanmış olup, buna Aklâm-ı sitte (altı kalem) denir. Aklam-ı sitte peyderpey icat olunarak, Bağdat’da Yakut-ı Musta’sami tarafından kesin şekli verilen altı çeşit yazının tamamına verilen isimdir.

Bu altı ana çeşit yazı ile, ondan türeyen başlıca yazı çeşitlerini şöylece sıralayabiliriz:

 

Sülüs—2-3 mm. Kalınlığındaki kalemle yazılan Sülüs’te harfler yumuşak ve ahenkli olarak döner. Nesih’in biraz daha büyüğü olup, harflerin yuvarlaklığı Nesih'e nazaran daha azdır. Hattın esasını teş­kil eder. Sülüs bu karekteriyle Mikyasül-hat ve Mizanü'l-hat diye şöhret bulmuştur.

Bütün hat çeşitleri ve kaideleri Sülüs'ten çıkmış>­tır. Hüsn-i hatta da Sülüs öğrenmekle başlanır. Kur'an'ların ve el yazması kitapların başlık ve sure başları Sülüs'le yazılır. Kıvrak, yumuşak ve göz doldurucu bir yazı olduğundan hat levhaları Sülüs'­le yazılmıştır. Osmanlı - Türk zevkine çok uygun bir yazıdır.

 

Nesih-- Kalınlığı Sülüs'ün üçte biri kadardır. Küfi yazının köşe­leri'nin yuvarlanması ile meydana gelmiştir. Hicri IV. yüzyılda ilk örnekleri görülen Nesih, V. ve VII. yüzyıllarda klasik olgunluğa ka­vuşmuştur. Daha çok Kur'an'lar Nesih'le yazılmıştır. Türk hattat­larınca çok kullanılmış bir yazıdır.

 

Muhakkak - Sülüs ve Nesih arasında bir yazıdır. Murakka  kıt'alar yazılmış, ancak Besmelesi hariç rağbet görmediğinden fazla kullanılmamıştır.

 

Reyhani - Nesih'in yatay kısımları bu yazıda daha yatkın bir hale getirilmiştir. Nesih'e nazaran daha sert ifadelidir.

 

Tevki' - 2-3 mm. kalınlığında ve kelimelerin arası birleştirile­rek yazılır. Tevki' , Osmanlı Divani yazısının esasını teşkil etmiş, be­ratlarda ve menşurlarda (ferman) kullanılmıştır. Bazı eski tuğrala­rın imzalarında da bu yazıya rastlanır. Tuğrakeşlere de önceleri Tevki-i denilmiştir. Tuğra, İmparatorluk devrinde padişahın imzası yerine kullanılmıştır.

" .. An'aneye göre tuğra Oğuz Han'ın yazılı ni­şanıymış. Bir kısım Türk tarihçileri bu tabirin efsanevi bir kuş ve aynı zamanda Oğuz Han'ın arması olan Tuğra'dan geldiğini ileri sür­mektedirler. Kelimenin aslı Oğuz lehçesinde Tuğrağ olup, hükümda­rın basılı nişanı, damgası anlamına gelmektedir. Bu husus Kaşgarlı Mahmud'un Divan ü Lügat-it-'Türk'ünde de belirtilmiştir. Batı Türk­çesinde kelimenin sonundaki gayın harfi okunmadığından, kelime Tuğra şeklinde kullanılmıştır.

Kelimenin Farsçası Nişan, Arapçası Tevkii'dir ... Osmanlı tarih vesikalarında değişik tabirlerle kullanılan Tevki-i hümayun, Tevki-i refi, Şerif-i alişan-ı sultani, Tuğray-ı gar­ray-ı sami mekan-ı hakani, Tevki-ı refi-i hiimayun, Nişan-ı  hümayun, MisaJ.-i meymun, Nişan-ı şerif-i alişan, Alamet-i şerife ve Tuğrayı-ı garra gibi tabirlerin hepsi tuğra demektir.

Ahidname, fer­man, berat ve name-i hüınayun gibi vesikaların baş tarafına yazılan tuğra; Nişancı, Tevki-ı, Tuğrai veya Muvakki denilen şahıslar tara­fından çekilirdi... XVIII. yüzyılın sonlarına doğru Nişancıların 'Tıığra­keş adlı bir yardımcıları olmuş, tuğra çekmek vazifesini bunlar üzer­lerine almışlardır. 1836'da Nişancılık ilga edilmiş ve bunların vazifesi Defter eminlerine devredilmiştir. Defter eminleri de tuğra çekmek için Tuğranü-vis adlı memurlar tayin etmişlerdir.

 

Rıkaa' - Rık'a denilmişse de aslı Rıkaa'dır. Nesih yazının yuvar­lak şekli olan ve hareketsiz yazılan Rıkaa', süratle yazılabilen, harf­leri bitişik, kalem kalınlığı değişik bir yazıdır. Latin harflerinin ka­bulüne kadar, devlet yazışmalarında kullanılmıştır.

"Tevki' ve Rıkaa', XII. yüzyılda yetişen Bağdad'lı Ebü'I-Fazl Fazl İbn-i Hazin diye tanınan Ahmed İbn-i Muhammed İbnü'l-Fazl tarafından ortaya konmuştur."

 

Kufi - Geometrik karakterli bir yazı olan Küfi'nin her çeşidin­de göze çarpan özellik, parçaların dikey ve yatay olmasıdır. "Küfi yazı; yazma küfi (kalın-celi ve ince küfi) ve yapma küfi olmak üzere ikiye ayrılabilir. Yapma küfi'ye, örgülü, yapraklı, çiçekli, geçmeli küfi gibi adlar da verilmiştir. Yazma küfi kalemle yazılan, yapma küfi gönye, pergel gibi aletlerle çizilerek yapılan yazılardır. Bunlar abide yazılarıdır.

Kağıt üzerinde IX. yüzyıla kadar devam eden Küfi'nin celisi (bü­yüğü), dekoratif kıymetinden ötürü XII. yüzyıla kadar devamlı ve XV. yüzyıla kadar da seyrek olarak taş, alçı üzerinde mimari bir un­sur olarak kullanılmıştır. Kur'an'lar ve el yazması kitaplar, başlıklar ve sure başları bazı hallerde Küfi ile tezhibli olarak yazılmıştır.  

 

 

Ta'lik - XII. yüzyılda İran'da ortaya çıkan bu yazı, Sülüs'le aynı kalınlıktaki kamış kalemle yazılır. Ta'lik, "Ma’kınli'nin karakter itibari ile tam aksi olup, harflerde düz hat yoktıır. Ta'lik kalemine Mcşk kalemi de denir. İranlılar Ta'Iik kalemine Çardank'da demişlerdir.

 

Bu yazı nev'ini ilk defa ortaya kayanın Hoca Ebü!l-Al olduğu söy lenir. Bu yazının esaslarını Pehlevi hattiyle Küfi'nin parçalarından çıkarmıştır. Ta'lik'in incesine Hafi veya İnce Ta'lik, yahut Hurda Ta'lik, kalınlarına da Celi Ta'lik veya Ta'lik Celisi denmiştir.

 

Ta'lik bir ahenk yazısı olup, yetişmiş en büyük üstadı bizden çıkmış olan Yesarı Esad Efendi (ölümü 1766) 'dir. Ta'lik'i İranlılar ortaya koymuş olmakla beraber, bu yazının en güzel örneklerini ver­mek yine Türk hattatlarına nasip olmuştur.

 

 

 

Celi - Sülüs'ün istenilen büyüklükte kalın kalemle yazılan çeşi­di olup, her tezyini şekil ve istife müsaittir. Büyük levhalarda, taş üzerine yazılan kitabelerde kullanılmıştır. Yerine göre 3·5 cm. kalınlığa kadar olanları vardır. Ayasofya'daki çıhar-ı yar levhaları 55 cm. kalınlıkta yazılmış olup, dünyanın en büyük yazı örneklerinden­dir.

 

 

 

Müsenna - Levha ve kitabelerde kullanılan bu yazı, Sülüs ilc Celi'nin karşılıklı olarak çift yazılan şeklidir.

 

 

 

Divani -- Türk'ün kendine öz, hareketli ve girift bir yazıdır. Hem Tevki'i, hem de Ta'Iik'i andırır. Bu yazıda harf ve kelimeler birbiri­ne kaynaşmıştır. Bu harf ve kelimeler birbirlerine ulaşa ulaşa uza­nıp giderler, sona yaklaşınca yükselmeğe başlarlar. Bu yükseliş, Di­vani yazısındaki değerlere ayrıca bir yükselme değeri katar. Yalnız berat, menşur yazmak için tercih edilmiş bir yazıdır.

 

 

 

Siyakat - Küfi'ye benzeyen bu yazı ile; arazi, emlak, mali ve Defter·i Hakanı kayıtları yazılmıştır.

 

 

 

Eski Kitapçılık Sanatlarımız—İsmet Binark



Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 5022 | Arkadaşına gönder

Yorumlar (3)
RSS yorumları
1. 27-04-2008 16:01
 
bir soruya cevap arıyorum
vav harifinin sıkça kullanılmasının hikmeti nedir?
Kayıtlı
 
AHMET TUNAHAN
2. 27-04-2008 20:23
 
bir soruya cevap arıyorum
Vav harfi ile alakalı internette çeşitli bilgilere rastlıyoruz ama doğrulu konusunda kesin bir şey söyleyemeyiz.
Kayıtlı
 
Ay Işığı
3. 09-05-2008 13:10
 
vav
Neden Hep 'Vav'  
 
 
Hep merak ederdim neden hep vav.Belki de birçoğunuz zaten biliyorsunuzdur.Ben ne yazık ki yeni öğrendim.İnternette vav harfi ile ilgili bulduğum bazı şeyleri olduğu gibi aktarıyorum :  
 
"vav harfi İyi bakıldığında.. Bazen bir insanın secdedeki hali, bazen bir ceninin anne karnındaki haline benzer..  
 
Vav Harfi, ın Vahid ismini ve birliğini simgeler.  
 
Ebced hesabında 6 rakamına dektir ki ; Bu yönüyle aynı zamanda imanın 6 şartını temsil ettiği söylenir.  
 
Harfi med olduğu gibi, kasem harfidir. Aynı zamanda, iki cümleyi veya özneyi bağlayan bağlaçtır.  
 
VAV HARFİ İLE BAŞLAYAN KELİMELERE DİKKAT EDİNİZ. SORUMLULUK GEREKTİREN İŞLERDİR:  
 
VALİ, VEZİR, VELİ, VEKİL, VARİS, VASİ, VALİDE, VAAD ETMEK VB...  
 
"Bursa Ulu Camii gezerken rehber,duvarda asılı hatlardan yedi vav'ın sırrını şuna benzer manada anlatmıştı.  
 
Peygamberimiz buyurmuş ki, "yedi vavdan sakınınız, ihtiyaç olmadığı halde vavların işaret ettiği mesleklere yönelmeyiniz. 
Bursa Ulu Cami - Caminin batı cephesinde günümüzde hanımların namaz kıldığı yerin batı duvarında çok değişik bir şekilde işlenmiş,büyük celi sülüt dört tane VAV harfi dikkat çekmektedir.  
 
İttaku'l - vâvat. Bu önemli bir nasihattir. Resülü (s.a.s) bizleri sorumluluğu olan şeylerden sakınma noktasında uyarıyor ve "Vavlardan sakının, çekinin" diyor.  
 
Mesela Vali olmak, veli olmak, varis olmak, vekil olmak, vezir olmak, vakıf malını değerlendirmek, vAllahu yemininde bulunmak vazifeleri yerine getirirken hassas olmamız ölçülü davranmamızı tavsiye ediyor, Efendimiz (s.a.s). İnşAllah yerinde de görürsünüz. 
 
 
 
İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır.  
 
İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün,ölmüştür.  
 
 
Kulluğun manası vavdadır, elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir.  
 
O yüzden Lafz-ı ilahi elifle başlar. Elif kainatın anahtarıdır, vav kainattır.  
 
Rabbi vav gibi mütevazı olsun ister kulları.  
 
Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü Elifte kalmıştır.  
 
İbrahim ateşte vavdır, Nemrut bizzat ateşe odun.  
 
Yunus, vav olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini.  
 
İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında.  
 
Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında?  
 
 
Vavın elifle münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengeside o kadar düzgündür.  
 
Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar.  
 
Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur.  
 
Evvelde eliftir, bir ilahi nefesle ahirde vav olur kainat.  
 
Manayı bilmeyenler vav diyemez,vay der.  
Buna anlamca 'vaveyla' denir.  
Yani vav olamadıkları için feryad edenlerin halidir.  
 
Elif bir ağaç ve insan onun dalıdır.  
Azrail budadıkça nefesleri daha gür çıkar sesleri.  
 
Herbiri Dal olur ve o ağaçtan beslenir. Vav olur o ağacın gölgesine sığınır.  
Ve insana seslenir, peygamber eliyle ulaşan mesajı hem dal hem vav ol der insana.  
 
"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namaz kılarlar, zekat verirler. a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara rahmet edecektir. şüphesiz güçlüdür, hakimdir."  
 
Başkasının önünde eğilmek ne zordur. Birilerinin emri altına girmek ne ağırdır. Krallara boyun eğmemiş insan görmediği bir varlığa mı itaat edecektir?  
 
İnsan kendinin bile farkında değildir iki lam birbirine sarılıp kainatı ayakta tutan sütunlar gibi durmuştur elifin ardında, kainatın gezegenleri yuvarlanıp son harf misali peşinden giderken, insan yolculukta geri kalmanın acısını ne zaman anlayacaktır. Zordadır sığınacak yeri yoktur. Evrene ve seslere kulak verenler duyar yeniden o kutlu çağrıyı;  
 
"Sabır ve namazla tan yardım isteyin. Rablerine kavuşacak ve Ona döneceklerini umanlar ve a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir"  
 
Sonra çağırır insanı, belki cennet kokusunu duyurmak içindir bu davet, belki kendi yanına çağırıyordur.  
 
İşte o ayet: Secde et, yaklaş!  
 
Eğil ve ben senin başını göklere erdireyim, yıldızları ayağına sereyim, sana gezmekle bitiremeyeceğin cennetler, sayamayacağın nimetler vereyim demektir bu.  
 
Secde et, vav ol, vay dememek için la şey olan insan herşey demek olan Rabbinin önünde... "
Kayıtlı
 
evvah

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
< Önceki   Sonraki >
 
 
 
 
 

En son yorumlanan

Kânunî'nin, Sancak Beyi Bâlî b...
teşekkürler
02/09/08 11:04 fazlası...
Gön: bahadır

İçinden Gelmeli
son zamanlarda okuduğum en mükemmel şiir eline koluna sağlık
24/08/08 15:12 fazlası...
Gön: bahadır

Siz konuşacaksınız, Word yazac...
Çok yazı yazanlar, yazmaktan artık usananlar için güzel bir ...
24/08/08 10:29 fazlası...
Gön: fatihan

Kalbini Tut, Umutlarına Tutun....
gerçekten çok güzel teşekkürelr
20/08/08 08:45 fazlası...
Gön: bahadır

Şu an sitedekiler

Üye Bağlı Değil
Sitemizde  51 Kategoride 2917  yazı bulunmaktadır.