Gratis Joomla Template by FatCow Review

Fakir olun, evinizi şımartın

Kategori: Genel Yazılar

Böyle bir zamanda zengin olmak için çok çalışmak lazım geldiğini herkes biliyor. Ama kimsenin bilmediği bir şey var ki o da fakir olmak için çok daha fazla çalışmak gerekiyor. Zengin olmak için harcadığının iki katı mesai harcamalı ki insan fakr mertebesine ulaşabilsin. İnsanı yatay büyüme zengin, dikey büyüme fakir kılar.

Hakikatte dünya malına ihtirasla bağlı, sahip oldukça gözü doymayan adama yoksun, öldükten sonra geride hesabını bilmeyecek denli, gözleri arkada kalacak kadar mal mülk bırakan kişiye yoksul denir. Asli değerle itibari değeri tefrik edebilecek yetenekleri gelişmiş, sahip olduğu halde mülkiyete tamah etmeyen marifet sahiplerine ise “fakir” denir. Fakr hali, insanın asli halidir. Mülkiyet, insanla hakikat arasına giren perdedir. Sahip olduklarıyla istiğna duygusu yaşayanlar kendi ruhsal tekâmülleriyle ilgilenmeyi zait addederler. Ne de olsa ‘olmak’ sahip olmaya göre daha meşakkatlidir. Olmak, iç donanımı sağlayarak dışarıyı tanıyıp tanımlayabilecek olgunluğa erişmektir. Sahip olmak ise, kendini sahip olduklarıyla tanıyıp tanımlama gayretidir.

Sahip olma yarışı içerisinde olanlar kişiliklerinin önüne yığınaklar yaparak bu kalabalık içerisinde görünmez olurlar. Ruhları ve özleri kabuk bağlamıştır. Sahip olduklarını yitirdikleri zaman geriye kendilerini ifade edebilecek hiçbir şeyleri kalmaz. Ruhları tir tir titrer; çünkü kış ortasında üryan kalmışlardır.

Fakir; gözünün, kalbinin ve zihninin önündeki yığınaklardan kurtulduğu için ileriyi görmekte zorlanmaz. Elinde olmayandan ötürü kaygılanıp kederlenmez. Bu dünyada insanın elinden gelen şeylerin ne denli sayılı ve sınırlı olduğunu bilir. Gönülden gelen elden gelmeyene karşı her zaman bir muştu ve tesellidir. Ansızın kayıp yok olacak şeyleri avucunda tutmanın ağırlığı hiçbir şeyde yoktur. Onun için heybesini yele, meskenini sele verip Yunus gibi cuşa gelir: “Assı ziyandan geçtim / Dükkânım yağma olsun.” Yok olmayacak Bir’e kavuştuktan sonra yok alacak her şeyi yitirse ne olur ki insan: “Ballar balını buldum / Kovanım yağma olsun.”

Günümüz insanı birçok mefhum gibi fakirlik ve zenginliği de ait olduğu gerçek kaynağından kopardı. Fakirlik, yoksul lügatinin mahcup bir kelimesidir artık. Ya zenginlik? Kesenizle kasanız arasındaki mesafenin adıdır sadece. Varlığını sahip olduğu mülkiyet içerisinde eritip ‘fanafil mülk’ olduğu için zengin kişiye varsıl deseniz de olur. Zenginliğin her geçen gün tebcil edilip yoksulluğun kol gezdiği bir dünyada fakirliğe övgü düzmenin ne denli riskli bir durum olduğunu bilmez değilim. Üstelik bir yanda çalıştırdığı işçinin emeğini alın teri soğuduktan sonra bile vermeye yaklaşmayan yeşil patronlar; öte yandan İslam’la kapitalizm arasında akrabalık bağı ihdas eden çöpçatanlar zenginliği bir zarurete dönüştürüp dururken.

Allah Resulünün “kâfirlik olayazdı” (nerdeyse kâfirlikle eşdeğer olacaktı) dediği fakirlik ile gelsin diye kapıda beklediğimiz fakirlik elbette aynı şey değil. Fakirliğin kâfirliğe yakın olanı, yokluğunu içimizde değil dışımızda hissettiren, zamanla bir kapı bulup dışarıdan içeriye doğru sızarak insanın kişiliğini işgal eden yoksulluktur. Vahşi kapitalizmin egemen olduğu zamanlarda varsıllık tıpkı fakirliğin kâfirliğe yakın durduğu gibi durur. Böyle zamanlarda insan evindeki ve elindekiyle şımarıp boş bulduğu her mekâna eşya yığar. Kapitalizmin küfre, kapitalistin kâfire yakın durduğu bu süreçte bu beladan kurtulmanın yolu elimizdekini ve evimizdekini tahliye etmektir.

İnsanın evinde eşya ile tıka basa doldurduğu her boşluk aslında kalbinde ne yapsa dolduramadığı boşluktur. Evlerin de nefes almaya ihtiyacı vardır. Bunun yolu, çok çalışıp fakrı elde ederek maddi fazlalıkları dışarı atıp kanaatle donanmış evin içerisini huzurla doldurmaktır.

Hüseyin Akın

Gösterim: 2951