|
Edep, bir toplumda örf, adet ve kural halini almış iyi tutum ve
davranışlar veya bunları kazandıran bilgi anlamında kullanılan
terimdir. Terbiye, kavlen, fiilen insanlara lütuf ile muamele etmek,
güzel ahlak, usluluk, haya, sünnete uygun hareket etmek demektir.
İmamı Rabbanî, edebi şöyle tarif eder: “Bilesin, âdaptan velev ki bir
edebi muhafaza, mekruhlardan velev ki tenzihi olsun bir mekruhu terk
etmek, zikirden, tefekkürden, murakabe ve teveccühten çok daha
eftaldir.”
Şair ne güzel söylemiş:
Ehli diller arasında aradım, kıldım talep.
Her hüner makbul imiş, illa edep illa edep.
Allah’a karşı edep
Allahu Teala’nın emirlerini yerine getirmek, nehiylerinden kaçınmak,
ihsan derecesine ulaşmaktır edep. Kişinin Allah’ı görüyormuş gibi
ibadet etmesidir. Rabb’ini göremiyorsa da Allah (c.c.) onu görüyor.
Hatta Allah’ın ayetleri okunurken, ayetlerin bizim şahsımıza hitap
ettiğini hissedebilme... Kalbimizde imanın lezzetini tadarak yaşayan
bir Kur’an olabilmek edeplerin en üstünüdür.
Sufilerin dilinde: Hakk’a karşı edep; nerede, ne zaman ve kimde zahir
olursa olsun, Hakk’ı kabul edip, ona boyun eğmek, ondan geleni asla
reddetmemek ve her vakit ondan razı olmaktır. Hakiki edep, Hak’ta kulun
fani olmasıdır.
Kur’an-ı Kerim’de Allah (c.c.) kulunu şöyle görmek istiyor:
- Nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir. (Hadid 4)
Edep, Allah’la beraberliği hissetmektir.
- Rabb’in her an gözetlemektedir. (Fecr 14)
- Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir. (Nisa 1)
- Şüphesiz biz ona (insana) şah damarından daha yakınız. (Kaf 16)
Allah’a karşı edebin en güzeli, bu yakınlığı her an hissedebilmedir.
Davud-i Taî şöyle anlatır: Yirmi yıl Ebu Hanife hazretleri ile birlikte
bulundum. Bu zaman zarfında ayaklarını uzattığını hiç görmedin.
Kendisine:
- Yalnızken ayağını uzatmanda ne mahzur var? dedim.
Bana:
- Cenab-ı Hak karşısında edepli olmak daha eftaldir, dedi.
İhsan derecesine ulaşan ehlüllah hep böyle düşünürler.
Gönül ehillerinin dilinde edep şu dizelelerle tarif edilir:
Edep; bir tac imiş Nur-u Hüda’dan.
Giy ol tacı, emin ol her belâdan.
Rasulullah’a karşı edep
Fahri kainat (s.a.v.) efendimizi beşerî istidat ve takat dahilinde
kavrayabilmek mümkün değildir. Allah (cc), Kur’an-ı Kerim’de
Peygamberimizin ahlakını şöyle beyan buyuruyor:
“Şüphesiz sen büyük bir ahlak üzeresin.” (Kalem 4)
Peygamberimiz (s.a.v.) ise şöyle buyuruyor: “Beni Rabbim edeplendirdi
de ne güzel edeplendirdi.” İşte nuri Muhammedî, edepte insanlık için en
güzel örnektir.
Onun edebi ile edeplenmek bize emanet olarak bıraktığı Kur’an ve sünnet
emanetine sarılmakla mümkündür. Çünkü Allahu Teala, “Peygamber size ne
verdi ise onu alın ve size neyi yasakladı ise ondan sakının.” (Haşr 10)
buyuruyor.
Sünneti dikkate almadan Kur’an-ı Kerim’i bütünüyle anlamak mümkün
değildir. Zira dinin bütün hükümlerini Kur’an-ı Kerim’den öğrenemeyiz.
Mesela namazdan bahseder Kur’an, fakat nasıl kılınacağı, rekatı,
rükusu, selamı ve ayrıntıları sünnetle öğrenilir. Zekatın verilmesini
emreder, fakat zekatın hangi cinsinden kaçta kaçı verileceği; kurbanın
cinsi, yaşı, insanî ilişkilerde edebin sınırları ancak sünnetle
anlaşılır. Nur-i Muhammedî’den ve sünnetinden uzak kalanların sonları
hüsrandır..
Hz. Aişe annemize göre de O’nun ahlakı Kur’an’dı.
Peygamberimizi ümmet için hatta insanlık için her konuda en güel
örnektir. O’nun sünnetini hayatlarına düstur edinenler ebediyyen
nasibini alan bahtiyar insanlardır. Bu anlatılanlara bir kaç örnek:
Peygamberimizin edebinden nasibi olan, onun nurlu yolundan istifade
edebilir. İşte bu istifadeye mazhar güzel insanlardan birkaç örnek:
Mescidi Nebevî’nin tamirinde abdestsiz hareket etmeyen Osmanlı’nın
güzide insanları, çekiçlerine keçe bağlayarak Rasulullah’ın
ruhaniyetini tedirgin kılmaktan teeddüb etmişlerdir.
İmamı Malik, Allah Rasulü’nün bastığı toprağa hürmeten Medine-yi Münevvere’de hayvan üstüne binmedi, ayakkabı giymedi.
Peygamberimiz orduya yardım talebinde bulununca Hz. Ebu Bekir (r.a.),
servetinin tamanını getirmiş, Rasulullah’ın: “Çoluk çocuğuna ne
bıraktın ya Ebu Bekir?” sualine de büyük bir iman vecdi ile:
- “Allah ve Rasulünü.” diye cevap vermiştir.
Bugün ümmet-i Muhammed olan biz müminler edebimizi ne kadar muhafaza
ediyoruz? Çocuklarımızın giysisi, tahsili, kısaca hayatımız Rasulullah
(sav)’ın hayatı, edebi ile ne kadar benzerlik taşıyor?
Küfür ve şirk sistemlerinde müminlerin Muhammedî edeple edeplenmeleri
pek de kolay değil. Çünkü beşerî sistemlerin Kur’an’a ve sünnete
imanları yoktur. Onların özelliği kötülüğü emredip, iyiliği
yasaklamalarıdır. Neticede edebini kaybedenler hem dünyasını, hem de
ahiretini kaybeder. Belki de bunu bile fark edemezler.
Hz. Mevlana buyurur: “Kalbim, ‘İman nedir?’ diye aklıma sordu. Aklım
da, kalbimin kulağına, ‘İman, edepten ibarettir.’ diye fısıldadı. Onun
için edepsiz kimseler, yalnız kendisine kötülük etmiş olmaz. O belki
edepsizliği yüzünden bütün dünyayı ateşe vermiş olur.”
Müminlere karşı edep
“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.” (Hucurat 10)
“Birbirinizin gizli hallerin araştırmayın.” (Hucurat 12)
“Bazınız bazınızın gıybetini yapmasın.” (Hucurat 12)
“Toptan Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın.” (Al-i İmran 103)
Mü’minler hakkında Allah (cc) işte böyle buyuruyor. Mü’minler, Ensar ve
Muhacir gibi kardeş oldukları zaman her şey güzel olacak. Ensar ve
muhacirler kendi ihtiyaçları olmalarına binaen gönüllerinde hiç sıkıntı
duymaksızın kardeşlerini kendilerine tercih ediyorlardı. İşte
kardeşlikteki isar bu halde idi.
Peygamberimiz (sav) ise mü’minlerin vasıflarını ne güzel ifade
buyuruyor: “Mü’minlerin dertleriyle ilgilenmeyen onlardan değildir.”
“Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu zelil etmez, ona harekette bulunmaz, onu terk etmez, ona hakaret etmez.”
Neticede mü’minler ancak Kur’an ve sünnet ölçüleri içerisinde
hayatlarını devam ettirirlerse, o zaman edeplerini muhafaza
edebilirler. Aralarınde huzur, güven ve muhabbet oluşur.
Kadınların edebine gelince
Kadınlar da tıpkı erkekler gibi eşref-i mahluktur ve yaratılış gayeleri
Allah’a kulluktur. Bu halin muhafazası ise ilahî ikazlara kulak vermek,
dinin emirlerini yerine getirmekle mümkündür. Aksi halde bu değerlerini
muhafaza edemezler. Özellikle bazı kadınların giysileri Kur’an’a,
sünnete ve edebe uymayan bir giysidir. Bu giysiler, cehennemlik alameti
ve cahiliyye adetlerinden olan giysilerdir.
Ey hanımlar! Sizler günah aleti olamazsınız. Bu sizin imanınızla hiç
bağdaşmaz. Gelin takva elbisesini giyinin de Hz. Fatıma ve Hz. Aişe
annelerimize benzeyin. Bilin ki cehennem ateşinin azabı pek
şiddetlidir. Bizi yaratan Rabb’imiz her an bizimle beraberdir. Bunu
düşünelim.
Ey hanımlar! Edebinizi muhafaza edin. Peygamberimiz (sav) kadınların
biatını alırken perde arkasından biatlarını kabul etti. Sahabe-i Kiram
Peygamberimizin evine geldiklerinde, Peygamberimizin hanımlarından bir
şey soracakları ve isteyecekleri zaman bir perde arkasından sormalarını
Allah (cc) emretti. (Ahzab 53)
Kur’an-ı Kerim’de Allah (cc) “Peygamber’in hanımları, onların analarıdır.” (Ahzab 5) buyuruyor.
Yine ayette,“... hanımlarını nikahlamanız asla caiz olmaz.” buyuruyor. (Ahzab 53)
Buna rağmen görüşmelerde edeplerinin bozulmaması ve bize de örnek
olmaları için haremlik, selamlık farz kılınmıştır. Bu emir, tüm mümin
hanımlar için geçerlidir. Kur’an ve sünnette edebin sınırları bellidir.
Bu sınırlara dikkat edelim, şartlar ve ortam nasıl olursa olsun biz
edebimizi koruyalım.
Cemil Usta
Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 95 | Arkadaşına gönder
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. |