Üye Giriş

Herkonudan Sözler

Arkadaşlar telefonlar dinleniyormuş... İyi iyi, dinlensinler zaten çok yorulmuşlardı...
Mizah

Anketler

Sitemizdeki hangi kategorideki yazılar en çok ilginizi çeker?
 

İstatistikler

Bugün333
Dün412
Bu hafta333
Bu ay333
Tüm zamanlar35215

Bağlantılı Öğeler

 
 
 
   
 
 
 
 
Erguvanlar Erken Ölümlüdür PDF Yazdır Arkadaşına gönder
Yazar choice   

erguvan_3Erguvanlar baharın ilk müjdecileri olsa da, muhteşem manzaraları uzun zaman eğleşmez şehrin şehrâyinli tepelerinde; çünkü erguvanlar güzel olduğu kadar, erken ölümlüdür de!..
Hayatın, akıl çelen güzellikleri yanında, çok eğreti, çok uçucu olduğuna işaret etmek için, ilk şiir kitabıma “Erguvan Uğultusu” ismini vermiştim. 

Bu ismi gizemli, ilginç, fazla sanatlı ve çarpıcı bulanlar olduğu gibi; erguvanın uğultusu mu olur, rüzgâr mı bu? falan diyenler de çıktı. Tabiî ki herkesten, fizik gerçekçilikten bağımsız, sanatlı ve mücerret düşünme yeteneğine sahip olması beklenemez.

Kitaba ad olan, “Erguvan Uğultusu” şiirinde, fizikle/metafiziğin, hayatla/ölümün, baharla/güzün iç içeliğini anlatmak için, “Erguvan uğultusu/Hâzân gizli bahara!/Hangi bulut su taşır?/Gönlümdeki bu/hara!” demiştim. Evet, erguvanî düşler kurup, ‘bahara gizlenmiş hâzânı görmemek’, esef verici bir gaflettir.
İlkyazda, taze/diri güzelliğinin yanında, aynı zamanda Yahya Kemâl’in ifadesiyle ‘ölümün âsûde bahar ülkesi’ olan İstanbul şehrini, ebrulî âteşle tutuşturan görkemli erguvanlar, içimizde tarifsiz ürpertiler, hayalî esintiler, nevruzî ve Mesihdem kıpırdanmalar oluşturur.
Erguvan kokulu, erguvan sevdalı, yer yer coşku ve neşe, yer yer keder ve hüzün karışımlı bir rüzgâr esip gelir bilinmezlikten. Ne var ki, uzun zaman yurt edinmez dünyamızı. Sürurla gelir, hüzünle gider. Her şeyi, ‘bir varmış, bir yokmuş!’ masal cümlesinin belirsizliği, esrarengizliği/hayalî tasavvuru içinde yaşarız.
O olağanüstü maceradan, o harikulâde temâşâdan, o rüyâ âleminden, o ruh ve gönül esenleyen şiirli şölenden geriye, sadece solgun bir renk; buruk-buğulu bir edâ, buharlaşıp göğe ağan bir rayiha; efkârlandıran efsane bir güzellik kalır.

TABİATIN ŞİİRİ
Hayatımızın iç mantığıyla, erguvan ağacının akıl çelici, masalsı hâli arasında tuhaf bir benzerlik, hatta neredeyse aynilik/özdeşlik vardır. Uzun süren kederli, karamsar bir kışın ardından, şahane açılışla duygularımızı alev-gülü âteşlerle kuşatan, kılcallarımıza gizemli bengisular yürüterek, acılarımıza şifa sunan erguvanlar; daha biz bu tada, bu âşk titreşimine, bu lirik uyarılışa, bu saran-bürüyen, esrik cazibeye, ruhumuzu esenleyen iklime doyamadan; bir de bakarız ki, erguvan donanması bitmiş. Ötelerden, muştulayan mesajlar getiren, o gülgûn ‘erguvan uğultusu’ dinmiş ve o güzelim renk-ışık-rayiha sağanağı sona ermiş. O sihirli manzaradan, o ebr-i nisan şöleninden geriye, Ahmet Haşim’in şiirinde olduğu gibi, sadece buruk bir ‘tahattur’ kalmış.
Evet, o kırgın gönülleri şenlendiren, o öleyazmış düşleri uyandıran, ‘tabiatın şiiri’ olan erguvan şöleni mutluluğunu yeniden yaşamak için, bir yıl daha beklemek zorundasınız. Nasipse, gelecek bahara. Gelecek, ‘gelecek mi?’; orası pek bilinmez!..

Ne hikmetse, güzelin ömrü kısa olur ve tez uyanır renkli rüyasından insan. Çünkü, dediğimiz gibi, ‘erguvanlar erken ölümlüdür.’ Yaşamakta olduğumuz ve hissî şaşkınlıkla objektif zaman birimini, sübjektif zaman birimine dönüştürdüğümüz, ‘sonlu varlığa, sonsuzluk/bitmezlik izafe ettiğimiz için’; vâdedilmiş ölüm geldiğinde, aynı şaşkınlığı, aynı irkilişi yaşarız. Mistik bir güzellikle bezenmiş, şirin erguvan ağacı gibi; hayatın geçici/uçucu manzarası karşısında coşar, yaratılışın ulvî mantığını, tezahürler resmî geçidinin derunî hikmet boyutunu/sınanış şuurunu unutur; oyun ve eğlenceye dalarız.

Oysa Yunus Emre, yüzlerce yıl önceden uyarmıştır insanoğlunu:
“Yunus, bunda gelen gülmez/Kişi muradına ermez!” demiştir. Tıpkı bunun gibi, her erguvan açımında mahzun bir münâdi, “gün akşamlı, erguvanlar erken ölümlüdür” diye, ikaz eder bizi.

Nasıl ki, erguvan ağacının ilkyazdaki o ihtişamlı güzelliği, gök gürültüsüyle sarsılıp, bahar yağmurlarıyla ürperdiğinde; zaten dalında eğreti duran ürkek çiçekler, kalbine bir damla değer değmez tutunduğu gövdeden koparak, parkelere/insanların ayakları altına düştüğünde, uçup gider, yoklaşır; tûl-u emel arzular girdabına kapılarak, ‘bitmez sandığımız hayat’ da, kısa ömürlü erguvanlar kadar; ürkek gül yaprağı kadar, uçuruma yansıyan hüzünlü ay ışığı kadar eğretidir/tedirgindir/ikirciklidir dünyada. Ha, dalında ‘düştü-düşecek gibi’ işkilli duran erguvan çiçeği, ha ‘hezar (bin) endişe’ içinde yaşadığımız izafî günler. Çünkü ‘son’, ertelenmez ve kaçınılmazdır. ‘Her nefis’ gibi, erguvan çiçekleri de mutlaka ‘ölümü tadacaktır!’
Şair Nurî’nin dediği gibi, biz olmaz hülyalara dalıp giderken, ansızın bir çığlık kopar dünyamızda ve yanık ezgili bir sûfî der ki bize: uyanın ey yârenler, ‘gülşen-i âlemde hâzân erişti!’
Evet: “Sebebi var yere düşen yaprağın/Hikmetinden sual olmaz O şâhın!”
(Nemrut Ateşi’nden)

sanatalemi.net

OLCAY YAZICI  



Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 121 | Arkadaşına gönder

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
< Önceki   Sonraki >
 
 
 
 
 

En son yorumlanan

Babalar
Teşekkürler, çok güzel ifade etmişsiniz. Ancak gittiklerinde...
27/11/08 17:12 fazlası...
Gön: Ay Işığı

Babalar
Sayın İsa Yar, kıymetli yazılarınızla sizi herkonudan'da gör...
26/11/08 19:35 fazlası...
Gön: Sehl

Dua fabrikaları olmalı insanın
Çok teşekkür ederim Ay Işığı:)
24/11/08 21:17 fazlası...
Gön: Reşhâ Sahradaesinti

Dua fabrikaları olmalı insanın
Güzel yazınızı bizimle paylaştığınız için teşekkürler Reşhâ ...
24/11/08 20:34 fazlası...
Gön: Ay Işığı

Şu an sitedekiler

Üye Bağlı Değil
Şuanda 3 misafir yazı okuyor..
Sitemizde  52 Kategoride 3545  yazı bulunmaktadır.