Üye Giriş

Herkonudan Sözler

Adam Galatasaraylıymış ama korkmayın tedavisi devam ediyor. Yakında Beşiktaşlı olacak ve kurtulacak.
Mizah

Anketler

Sitemizdeki hangi kategorideki yazılar en çok ilginizi çeker?
 

İstatistikler

Bugün319
Dün412
Bu hafta319
Bu ay319
Tüm zamanlar35201

Bağlantılı Öğeler

 
 
 
   
 
 
 
 
Eylül çıkıp geldiğinde.. PDF Yazdır Arkadaşına gönder
Yazar nacre   

Image “Eylül! Öyle bir ay ki, geçen her güzel günü için ona minettar olmak gerekir.” — Mehmet Rauf  

HİKÂYECİ hikâyeler içinde... Dallarında kızarıp toprağa sözlerini bırakan yapraklar gibi, başına hikâyeler konuyor. Hayatların içine düşüp yüreği kabarıyor. Kırılgan bir mevsimin içinden geçiyor günleri. Biz de... Kış bir kez daha dudaklarını uzatmak üzere. Baharda yeşeren, insana umutlar aşılayan yapraklara konulmuş kızıl öpücüklerle irkildiğimiz eylülden geçiyoruz. Kızıl bir renk basıyor havayı. Dokunduğumuz her şey hüzne düşürülen bir şerh oluyor.

Bir ömürlük misafirliğimiz var. Başı ve sonu belli bir vakti yaşıyoruz.

Annelerimizin evrenine bir tohum olarak düşüyor, ordan bahara çıkıyoruz: diriliyoruz...

Üzerimize doğan güneşle, gecelerimizde asılı kalan ay ve günlük-güneşlik zamanlarımıza doluşanlarla birlikte yazdan içeri giriyoruz:

ISINIYORUZ...

Yaz, çıktığımız bir zirvedir. Geçmiş ve gelecek en çok burada, yazda gözümüze giriyor. Çocukluğu geride bırakıyor, gençlik dediğimiz şeyin biraz dışına çıkıyoruz. Belki de bu sebeple, ilk kez yazda tedirgin oluyoruz.

Geçmişle gelecek arasında gidip gelmenin tedirginliği içinde kendimizi tatilde buluyoruz.

Bahar bitmiştir; doğuşun ve diriliğin izlerini taşıyan yazı yaşıyoruzdur.

Bizi alıp kışın içine bırakacak sonbahar treni de istasyonumuza girmek üzeredir. Bir ayağımızla temasımızı sürdürdüğümüz geçmişten kopamazken, diğer ayağımızla konduğumuz gelecekten de gözümüzü alamıyoruz. Dört elle sarıldığımız çok fazla bir şeyimiz olmuyor bu mevsimde. Her şey, kısa bir süre sonra gevşeyen parmaklarımızın arasından kayıp düşüyor. Kırıklar birikiyor içimizde. Yüreğimizdeki çiziklere yenileri ekleniyor.

Hayır, elimizden gelen fazla bir şey yok! Hayatımız bütünüyle tercihlerimizin çocuğu olamıyor. Yönümüz; bizi aşan, üstümüzde olan bir iradenin varlığa saldığı akışta belirleniyor.

Yazı, mağlûbiyet-zafer, zafer-mağlûbiyet arası gidip gelen neticelerle bitiriyoruz. Kış, ellerimizi gözlerimize siper yapıp izlediğimiz geleceğin içinden başını çıkarıyor. Bu kadarıyla bile hafiften üşümeye başlıyoruz. Yaz düşleriyle inip kalkan saçlarımız, kar beyazına ait izlerle işaretleniyor.

Ömrümüzün eylülüne karışmışızdır artık. Tarihimiz, bizi yoklamaya başlıyor:

HATIRLIYORUZ...

 

Ve biliyoruz ki, her hatırlama biraz hüzün doğurur.

Bütün bir eylül hatırlamayla, hüzne batmış anlarla geçiyor.

Dallarımızda bir umut olarak yeşeren tohumlar, yaz ile kıvamını bulan meyvelere dönüşüyor; eylülün kırılganlığında ise, yaralanıyor. Kendimizi kendileriyle anlamlandırdığımız meyvelerin böylesine ölümlü oluşu, hayatı bize yeniden okutuyor. Eylüle daha fazla asılıyoruz; her güzel gününe, bahardan ve yazdan bir hatıraymış gibi sarılıyoruz. Hüznümüze heyecan karışıyor. Kıpır kıpır duygu trenleri geçiyor içimizden. Düşen her yaprakla vaktimizin biraz daha azaldığını hissediyor, kışa hazırlanma gereği ile bu güzel günlerden biraz daha haz alma isteğinin çakışması içinde bocalıyor, öylece kışa yakalanıyoruz.

Kış, önü açılmış sular gibi akıyor üzerimize. Telaşeyle geçmiş ömrün birikimiyle, bir başka bahara yürüyoruz. Vardığımız yerde, kilerimizde birikenlerle yetiniyoruz. Binbir çiçek tozuyla yeşillenmiş bir dağ, ya da üzerinden akan suları tutmayan bir kayalık, bir bozkır buluyoruz.

Burada, bir ömürlük misafiriz. Ve bu misafirliğin de bir tek sahici eylülü vardır. Bir ömre sığdırdığımız yürüyüşte, onlarca eylülle tanışıyor, öylece sahici olana varıyoruz. İçinden geçtiğimiz her eylül, sahici olana bir remiz, bir işaret oluyor. Bedenimizde konuklanan ruhumuz, sahici eylülünde kızıllaşıp yüzünü gideceği yöne çeviriyor:

TİTRİYORUZ...

 

Hikâyeci bu eylülde, sıtmalı bir hasta gibi yaşıyor. Bahar ve yazdan kalan hatıralar yokluyor kendisini. Bugününe konan hikâyelerin yüreğine attırdığı çizikler, onu kesik kolların yalnızlığına bırakıyor. Roman kahramanları Suad, Necip ve Süreyya’nın yanıbaşına düşüyor. Beyoğlu’nun arka sokaklarında soluduğu karanlığı, Suad’ın dizi dibine boşaltıp rahatlayan Necip oluyor.

İyilik basıyor hikâyeciyi. İyiliğinden Suad çıkıyor. Yırtılması zor görünen ağ canını acıtıyor sonra. İçinde başlayan yolculuk, Süreyya’nın terkedilmiş yüzüyle boşlukta eriyor. Kement atıyor yüreğine çaresiz; yaralarını ‘ateş’le dağlıyor.

Hikâyeci şimdi, kesik yalnız kolların sızısı içinde.

Eylül geldi ve gidecek.

Suad ve Necip, bir alevin orta yerinde küle duruyorlar.

Anka kuşu!...

Acıları uzatan umut!...

Ey aşk!...

Küllerinden yeniden dirilecek misin?

 Tarık Süha

 



Beğendiğim metinlere ekle (8) | Görüntüleme sayısı: 1796 | Arkadaşına gönder

Yorumlar (3)
RSS yorumları
1. 02-09-2007 10:57
 
Teşekkürler.Ellerinize sağlık
Kayıtlı
 
turab
2. 02-09-2007 22:12
 
Bak mevsim yine sonbahar, aylardan eylül 
Yaprak dökümünde zaman... 
Koparılıyorlar bir bir dallarından 
Ayrılıyor, ayrılıyorlar birer birer
Misafir
 
choice
3. 19-04-2008 17:00
 
Ellerinize Sağlık Kardeşim
Kayıtlı
 
Maide

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
< Önceki   Sonraki >
 
 
 
 
 

En son yorumlanan

Babalar
Teşekkürler, çok güzel ifade etmişsiniz. Ancak gittiklerinde...
27/11/08 17:12 fazlası...
Gön: Ay Işığı

Babalar
Sayın İsa Yar, kıymetli yazılarınızla sizi herkonudan'da gör...
26/11/08 19:35 fazlası...
Gön: Sehl

Dua fabrikaları olmalı insanın
Çok teşekkür ederim Ay Işığı:)
24/11/08 21:17 fazlası...
Gön: Reşhâ Sahradaesinti

Dua fabrikaları olmalı insanın
Güzel yazınızı bizimle paylaştığınız için teşekkürler Reşhâ ...
24/11/08 20:34 fazlası...
Gön: Ay Işığı

Şu an sitedekiler

Üye Bağlı Değil
Sitemizde  52 Kategoride 3545  yazı bulunmaktadır.