Geldiler...Söz yerde kalmasın dediler, kucaklamaya geldiler.Geldiler; güzellik katmak için cümle güzel sözlere. Ve özüne ufuklar açabilmek için sözün, yağmur yağmur yağmaya bulutlar getirdiler. Yazıların çevresine nisan nisan göklerden, mermer mermer damarlardan ziynetler kondurdular. Dalga dalga, çiçek çiçek, renk renk bulutlar getirdiler ve adına bulutumsu, bulut renginde, bulutlu mânâsına ebrî dediler, peşisıra akşamları savurdular.
(Bazen hatırlamakta fayda var!).....'Şu an dışarı çıkın. Yola yüzükoyun yatın ve ne gördüğünüzü bana anlatın’ desem ne yapardınız?Buna mecbur değil kimse, ama; yola çıkıp yüzükoyun yatamayanlar da en azından hayalen yapsın bu işi.Evet, ne gördünüz?
Yoktun ki baktığım hiçbir yönde...
Hiç dolanmadı bir kuşak gibi, aynı anda aynı rüzgâr; ikimizin beline...
Hiç... Ama hiç tuzu karışmadı;
Gözyaşlarımızın!..
Hiç sıvazlamadım kaşının kuyruğunu...
Zülfünü yatırmadım hiç; ıslatılmış parmağımla...
Ve hiiç, hiç silmedin terimi! ..
anahtar
Sonsuzluk bereketini, çekti mi elini üstümüzden, biz mi kaybettik sonsuzluğa o kısık bakışımızı? Gökten yağan kar mı? Çocukluğumuzun soğuk gecelerinde anlatılırdı; her bir kar’ı bir melek atarmış yeryüzüne. Soramazdım kimseye meleklerin elleri üşümez mi diye. Onlar o sonsuzluğun aşkını tatmışlardı, nasıl üşüsündü elleri… Yaşamak cehenneminin içinde kavruluyor insan. Kar’ın yağması kâr etmiyor. Herkes biliyor mu nereye gideceğini.
Tenimizdeki çizik olmadan nasıl anlamıyorsak canımızın incinebilirliğini, pişmanlığın sızısı olmadan fark edemiyoruz içimizde saklı masumiyetin kırılganlığını.Sessizce akıp giden suyun önüne çıkan bir çağlayan yahut kaya gibi suçlarımız; vicdanımızın sessiz bekçiliğini hatırlatırlar bize, girdaplar, fırtınalar katarlar masum sandığımız hayatımıza.
(Sanırım bazen, insanlar; kendilerini basite alıyorlar... Halbuki bir insan, en fazla bir insan kadar basittir;
yine en fazla bir insan kadar değerli...)
Yolcu, yolu bilmez çoğu zaman. Sadece “nereye” gitmek istediğini bilir... Yol başkadır çünkü, menzil başkadır... Şehirleri bağlasa da birbirine, yollar; şehirlere benzemez!..
Ey en Sevgili'den lütuf Sevgili!.. Dudaktan dökülen sözle, kalemden süzülen satırların, sadra doğan muhabbetle olan sıcak bağını hesaba katarak, kelâmımın Senin katındaki aczi altında ezilerek şunları diyebilirim ki; Sen latîf olan Allah'ın, yerini kimsenin dolduramayacağı, paha biçilmez bir lütfusun bize. Sen lütufların en yücesisin, en güzelisin Sultânım!