| |
Has Kalem
|
Yazar turab
|
Gecenin ücra köşelerinde, insanların sokaklardan, caddelerden, meydanlardan el ayak çektikleri saatlerde dolaşmak gerek... Saatlerin ilerlemediği, derin karanlık bir uykuya daldığı saatlerde... Şehirlerin en çıplak, en sakınmasız, en telaşsız saatlerinde...
Koskoca bedeniyle hırıldayan, külçe gibi yığılmış, yorgun hayata bir yabancı gibi bakmak gerek... Işıkların azaldığı, seslerin azaldığı, kıpırtıların azaldığı, sözlerin hiç kalmadığı o ıssız saatlerde görmek lazım hayatı..
Bu yazıya ilk yorumu yazın | Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 235 | Arkadaşına gönder |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar turab
|
Bîgâne-i mahabbetün olmaz gam-âşinâ
Ey dâğ-ı derdin eylemeyen merhem-âşina
Beytin anlamı ilk okunuşa göre “Ey derdinin yarasını merheme âşina etmeyen (yaraya merhem sürmeyen) sevgili; gama âşina olan biri, elbette aşkının yabancısı değildir.”şeklinde, ikinci okuyuşa göre de bunun tam tersi sayılan“Ey derdinin yarasını merheme âşina etmeyen sevgili; aşkının yabancısı olan biri, gamın ne olduğunu biliyor sayılmaz.” şeklinde anlaşılır. Nailî, ikinci dizeye de aynı biçimde bir çift anlamlılık vermiştir: “Ey derdinin yarası merhem ile tedavi edilemeyen sevgili...” ve “Ey derdinin dağlama yarasını merhem diye âşıkına sunmayan sevgili...”
Bu yazıya ilk yorumu yazın | Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 236 | Arkadaşına gönder |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ay Işığı
|
İrade zayıflığıdır pişmanlık. Gün gelir bu pişmanlıklar zinciri, bir dağ gibi yığılır olur olmaz yerlerde kişinin önüne. Ahh demeye bile fırsat bulamaz insan. Ve ömür kısadır, pişmanlıklarla yaşayamayacak kadar hem de...Yaşayan tüm canlılar için çok kısa bir zaman bölümüdür ömür denen şey. Kelebeğin bir günlük ömrü ne kadar kısaysa insanın ömrü de aslında o kadar kısadır. Kısa? Neye göre kısa, ya neden kısa? Bu ömrün bir mazmunudur/sırrıdır. Tıkanıp kalmak ne zor!.. Pişman olunan şey de insan için bir sıkıntı, bir sırdır.
Bu yazıya ilk yorumu yazın | Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 295 | Arkadaşına gönder |
|
Devamını oku...
|
| |
|
|
Yazar Sehl
|
|
ZAMAN OLUR, İNSAN üstüne farz olan işleri bırakıp üstüne farz olmayan işlerle uğraşır. İnsanın üstüne farz olmayan işlerin başında ise, tabir yerindeyse, ‘vazife-i ilâhiye’ diye adlandırılan işler gelir. Mü’mine düşen, O’nun yolunda çaba göstermektir; bu yürüyüşün sonunda başarının gelip gelmemesi, fethin ve zaferin gerçekleşip gerçekleşmemesi ise O’nun elindedir. Gelin görün ki, kendi vazifesini unutup ‘vazife-i ilâhiye’yi üstüne farz edinen bir nazar, şartların olumsuz göründüğü bir durumda ya sonuçtan ümidini keser ve baştan kaybeder, yahut bu yolla sonucun hâsıl olamayacağı düşüncesiyle ölçülerini yamultur ve bu kez manen kaybeder.
Bu yazıya ilk yorumu yazın | Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 244 | Arkadaşına gönder |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ay Işığı
|
|
Hepimiz insanız…
Ve eşref-i mahlukat üzere yaratıldık.
Doğduk, büyüdük ve geliştik. Bize sunulan hayatta pek çok sıkıntılar gördüğümüz gibi pek çok güzelliklere de şahit olduk.Hem de gözümüzü gezdirdiğimiz her yerde ve her varlıkta var bu güzellikler ve lezzetler.Ama çoğu zaman çok şeyden haberdar olmadığımız gibi, hemen yanı başımızda bize melul melul bakan bu lezzet ve saadetlerden dahi, bile-isteye uzak durmayı tercih ettik.
Bu yazıya ilk yorumu yazın | Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 328 | Arkadaşına gönder |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Sehl
|
|
Gitgide kirlendiğimiz kesin. İçimiz dışımız, ruhumuz ve kelimelerimiz pas tutuyor, çürüyor. Ne yapmalı? Havalandırmalı, yıkayıp durulamalı, güneşe çıkarıp sermeli. Yırtığını söküğünü dikmeli. Eşya mı bu, giysi mi? Güzel soru… Giysileri elden geçiriyor, yıkayıp ütülüyoruz. Bibloları, çekmece içlerini, kitap raflarını, sehpaları, pencere pervazlarını, nerede ne varsa kuytu köşe, hepiciğini siliyor, ovalıyor, ilaçlıyor, pak ediyoruz.
Bu yazıya ilk yorumu yazın | Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 291 | Arkadaşına gönder |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar turab
|
Sevmekle başladıysa her şey, öyle bitmeli…
Bir kapı aralamaktır veda çıkıp giderken… Ve bir tesellî düşer kalbin en güzel yerine… Bir başka boyutta yazılıdır sevginin adı…
Yüreğe gelen her rüzgarın bir sesi vardır, sabrı tavsiye eden… Duymak gerekir bu sesleri taa derinlerden… Bir tebessümdür yeni olan her şey… Ve alışmaktır yüreğe serpilen her bir gözyaşına… Ve eskiye özlem, adına yeni denen her kapıyı aralamaktır aslında… Yüreğe kazılan her hâtıra için sevmektir, herkesi ve her şeyi… Eskinin hatırına yaşamaktır geleceği
Bu yazıya ilk yorumu yazın | Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 306 | Arkadaşına gönder |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar turab
|
|
Nasıl bir gençlik?
Milenyum’a(!) girme telaşı,
bizler hariç herkesi sarmışken,
zihinlerde daima yerini koruyan bir soru var:
Nasıl bir gençlik? Bu ulusu, bu tarihi sırtlayacak gençlik hangi özellikleri benliğinde bulunduracak?
Bir zamanlar Ulubatlı Hasan’ın İstanbul Surları’na diktiği sancağı, bu saatten sonra nasıl bir zihniyet taşıyacak?
Bu yazıya ilk yorumu yazın | Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 297 | Arkadaşına gönder |
|
Devamını oku...
|
|
| << Başa Dön < Önceki 21 22 23 24 25 26 27 28 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 208 - 216 Toplam: 246 |
|
|