Gönlün bağrına, huzme gibi düşen; cayır cayır yakan
aşk. Dünya hanında saltanat, gönül evinde sultansın. Her şey sensiz donuk ve
meyyittir. Can adına, bir nefes alış bile olmaz. Her canlıda varsın. Bütünüyle
hüküm sürmektesin. Belki varların belki yokların içinde; ama varsın yaşansan da
yaşanmasan da.
Ve aşk!.. Düştü yola. Dikenli ya da dikensiz uğradı
yoluna çıkanlara. Maksudu vardı; yaşatmak aşkı. Bilen bilmeyen bir olmadığı
gibi. Aşkı bilenle bilmeyen bir olmazdı. Duygu yükünün en ağırı, kalbi
yoranıydı. Ağırdı hem de çok. O kadar ağırdı ki kaldıramayanlar oldu. Gecesi
gündüz bir birine karışıp, hayatı yaşanmaz hale getiren oldu. Kendini çöle
atanlar, dağa vuranlar, ölümü seçenler oldu. Ve aşkın çölünde kavrulanlar,
yürekte kavrulup, mahşere kaldı buluşma. En sevgiliden armağan olan aşk, nasip
olanların içinde; değerini biçemeyenler oldu. Kendine mal edip, hakiki aşık
unutuldu.
Ey yar! Sen vuslat sen ayrılıksın. Sen tufan sen serin
bir rüzgar. İki zıtın birleşmediği nokta. Tozu dumanı birbirine karışmış bir
vadide; yüreğe batan bir dikensiz. Acın bir yana; hasretsin. Bazen yegane bazen
de niye geldin diyensin. İstenen de istenmeyendesin.
Aşk: sarmaşık demekmiş. İsmiyle müsemma bu olsa gerek.
Maksudu bizzat ismiyle yaşatan; adına ikrar eyleyip kabul ettiren. Sarmaşık:
dolanma, sarmalama, içi içe girip kenetlenmek. Demek ki aşk yüreğe girdi mi:
bütün bedeni ve ruhu sarmalıyor. Tabi ki gerçek aşka talep edenler içindir.
“Hayatı aşka bölünce hayat çoğalır; bütün hayatları toplasan geriye aşk kalır.”
İskender Pala’nın bu sözü, aşkın gerçek halini ortaya koymakta. Hayatın
mayasında aşkın olduğunu, her canlıda izler barındığını. Özellikle de insanda.
Ama günümüzdeki aşk, gerçek anlamda bildiğimiz aşk
mıdır. Günahların boyutuna yaklaştıran. Görüşme,dokunma diye adlandırılan; aşk
mı? Elbette ki hayır. Öncelikle aşkı: ilahi aşktan süzülen bir hediye olarak
görmek. Asıl aşkı bize gösterendir. O’na yaklaştıran aşk: gerçek aşktır. O’ndan
gayrisi ne aşk ne de sevmektir. Hayatın özünde olan aşk o zaman: ne hissedilir
ne de farkına varılır.
Bölme, çıkartma, toplama, çarpmanın neticesi; aşk.
Gerisi hep yalan, ihanet, süfli zevklerdir. Hangi yola girersen gir, karşına
aşk çıkar. Hangi yöne dönersen dön aşkı görürsün. Kıymeti verdiğin değerle
ölçülür. Değeri sende önemsiz: birkaç günlük aşksa, o mahiyetinde ölmüş ve
belki de hiç doğmamıştır sende. Geçici sevgileri aşk sanmak en büyük yanılgı ve
ne büyük hayal kırıklığıdır. Hevesten başka nedir?! Bulan değerini bilmez;
bulmayanda aşkın kıymetini derk edemez.
Ve aşk! Dünya pazarında. Yaratılmadan öncede var.
Yaratıldıktan sonra fıtratına yerleştirilen. Küçük kâinat olan insanın
fıtratına da yerleştirilmiş. Kimi en şiddetli bir şekilde fıtratındakini
yaşamış kimi de ne olduğunu bilmeden, fıtratının dışında bir ömür geçirmiş.
Aşk, sana dökülen gözyaşı şimdi hangi menzilde? Sana
yanan yürek hangi coğrafya da? Senden bihaber geçen ömrü: kim talep etmiş.
Acıdan korkan, ayrılıkta gem vuran, gözyaşını istemeyen. Yani kupkuru bir
hayat. Taşlanmış bir kalp. Acıyı bilmeyen, acıyı anlamayan, başkasının acısına
soğuk nazarlar gezdiren.
Aşk, şimdi nerdesin, hangi yüzyılda yaşamaktasın?
Bizden uzakta olduğun belli. Şimdi, değerini sanal aşklara verdiler. Bir kaç
gün bile sürmeyen. Adına aşk deyip, gönül eğlendirdiler. Sen kayıp kentin,
kayıp vatandaşı oldun. Seni bilmek, geçen yüz yıllara nasip; bu asra nasip
olmayan.
Ve aşk!.. Uzak kaldığın bu asırda sende bihaber geçen
ömre ağla. Çünkü ağlanacak haldeyiz. Teknolojinin içinde, seni kaybettik. Hiç
kazanılmayan kaybedilir mi? Evet biz kazanmadan kaybettik. Acımız büyük; ağla
bize aşk.
Fadime Kaya
Gençyaklaşım
Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 342 | Arkadaşına gönder
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. |