Bir akşamüstü iki şeritli kasaba yolundan arabasıyla evine doğru gidiyordu Joe. İçinde bulunduğu taşra ortamında iş hayatı kendisinin artık ömrünü tüketmiş olan Pontiac arabası kadar yavaş ve durgundu, ama o iş aramaktan gene de vazgeçmemişti. Fabrika kapandığından beri işsizdi; ve öte yandan, iyice kendisini hissettirmeye başlayan kışla birlikte soğuklar da evlerini etkilemeye başlamıştı. Kasaba yolu boş bir yol sayılırdı.
Kasabadan ayrılanlar dışında, pek kullanan çıkmazdı. Joe’nun birçok arkadaşı çoktan terketmişti kasabayı.
Sur kentinin sarayında çalışanlar, tıpkı sarayın kendisi gibi yaşlı ve tutkusuz insanlardı. Zaman, orada bulunanların içindeki renkleri silmiş, arzularını köreltmiş, duygularını sınırlandırmış, eklem yerlerini zayıflatmış, hepsinden önemlisi onları insanların çağıltısından uzak düşürmüştü. Sur sarayının bu yıllanmış çalışanları, yılları birer beylik emri olarak yaşamışlar, hayata birer beylik fermanı olarak bakmışlar, mevsimleri birer beylik töreni olarak geçirmişlerdi. Oysa Bey, bu durgun göle bir taş atmak, bu durgun gölü dalgalandırmak istiyordu artık; bunu yapmazsa suyun canı neredeyse çekilecekti. Nihayet yaşlanmış kökleri taze sürgünlerle aşılamaya karar verdi ve bunca hevesi geçmiş insanın yerine pek çok genç katip yerleştirdi...
Bir zamanlar, yaşlı bir kabile şefi kendisinden sonra kabilenin başına geçecek genç şef adayının ne kadar bilge olduğunu anlamak istedi. Ondan kendisine iki yemek hazırlamasını istedi. Birinci yemek, dünyanın en güzel lezzetli, ikinci yemek te en kötü ve tatsız yemeği olmalıydı.
Belirlenen günde, genç şef adayı yaşlı şefin önünde çok iyi pişirilmiş harika derecede lezzeli bir inek dili koydu. Çeşitli sebzelerle süslenmiş bu yemek, gerçekten çok lezzetliydi. Ertesi gün, genç adam yaşlı şefin önüne dünyanın en kötü ve lezzetsiz yemeğini getirecekti. Ama genç, yaşlı şefin önüne bir önceki günle tıpa tıpa aynı yemeği koydu: bir dil!
Tek oglunu kaybeden üzüntü içindeki çin'li kadın bir din adamına gider ve, ''hangi duaları etsem, hangi büyüleri, sihirleri yapsam oglumu bana geri getirir?'' diye sorar.
Ona birkaç teselli sözü söyleyip, geri yollamak yerine; din adamı, ''Bana asla acı tatmamış bir evden, bir hardal tohumu getir. Onu, senin yaşamından acıyı yoketmek için kullanacagız'' der.
Notice: Undefined variable: buffer in /home/sadakatnet/domains/herkonudan.com/public_html/modules/mod_featuredarticlesdiv/mod_featuredarticlesdiv.php on line 64