Üye Giriş

Herkonudan Sözler

Ağlarsa anam ağlar, gerisi playback yapar.
Mizah

Anketler

Sitemizdeki hangi kategorideki yazılar en çok ilginizi çeker?
 

İstatistikler

Bugün309
Dün408
Bu hafta717
Bu ay717
Tüm zamanlar35599

Bağlantılı Öğeler

 
 
 
   
 
 
 
 
Eğri Minare ve İçimizdeki Çocuklar PDF Yazdır Arkadaşına gönder
Yazar Adem   

ImageYılanın başı zamanında ezilmeli de, ne kadar ezilirse ezilsin ufak söylentiler tarih sayfalarına sarkmış bir kere. Pederle sohbet ediyoruz da soruyor, “Mimar Sinan’ın yaptırdığı bir camii varmış, minaresi de eğriymiş. Bize küçükken anlatırlardı. Hangi camii o?”

- …..

Hobbalaaa… “O nerden çıktı şimdi?” demeye filan hazırlanırken aklıma birden merhum mimarın o hadisesi geliyor. Arz edeyim kısaca;

***

    Süleymaniye Camiinin inşası tamamlanmış, ibadete açılacağı gün ilan edilmişti. O gün gelince İstanbul'un her yanından insanlar bu eşsiz eserin açılışında bulunmak için şehrin bu noktasına akın etmişti. Herkes hayranlıkla bu Sinan şâheserini seyrediyordu. Fakat bunlar arasında bulunan bir çocuk, “Aaa şu minareye bakın nasıl eğri!” diye bağırıyordu. Herkes de bakıyordu ama bir eğrilik görmüyordu. Çocuğun minarelerden biri için eğri dediği Mimar Sinan'a kadar ulaştı. Koca mimar hemen çocuğun yanına geldi ve ona, “Yavrum hangi minare eğri göster bana” dedi. Çocuk da “İşte şu” diye minarelerden birini gösterdi.

     Mimar Sinan hemen adamlarını topladı. Uzun halatları birbirine ekletip minareye bağlattı. “Çekin yukarı doğru!” diye çektirmeye başladı. Çocuğa da, “Oğlum, bak bu minareyi doğrultturuyorum, sen dikkat et, dosdoğru olunca haber ver” dedi. Adamlar gerçekten düzeltiyormuş gibi çekiyorlardı. Çocuk bir süre sonra, “Tamam, minare doğruldu” diye bağırdı. İşçiler çekme işini bırakıp halatları çözdüler. Başından beri olaya tanık olan Sinan'ın ustalarından biri herkesin kafasını kurcalayan soruyu Mimar Sinan'a yöneltti:

   - Ulu mimarbaşımız, sen herkesten iyi biliyorsun ki, minarede eğrilik falan yok. O halde niçin düzeltmeye kalkıştın?

      Mimar Sinan'ın cevabı inceliğin, anlayışın, hoşgörünün simgesi idi:

   - Ben bilmez miyim minarede eğrilik olmadığını. Ama çocuğun kafasındaki “minare eğri” intibâını da öyle bırakamazdım. Bu yönteme başvurdum ki çocuğun kafasındaki “eğri” kanaati silinsin. Yoksa her yerde çocuk aklıyla minarenin eğri olduğunu söyler, sonra gerçekten eğri olduğu şeklinde bir inanç yayılırdı.

***

    Herhalde Mimar Sinan’ın bu çabası tam netice vermemiş ola ki hala dillerde… Ya da netice vermiş de, o tarihten günümüze sarkan küçük şâyialara her halükarda set oluşturamamış.

   Tarihi şâyialar dedikte, neydi o yakışıksız tabir, Kızıl Sultan mı? Yoksa Yıldız Sarayındaki baykuş muydu? Yok bir de sofrasına şampanya almadığı için yobazlık mı vardı ne?

    Aslında bunların hiç biri değildi. Esasen atacak çamur kalmamıştı da, merhûmun sofrasına kadar miskin kedi misali sunulur-sokulunur olmuştu.

Özgürlük naralarına kapıldık ya. “Hürriyet” mefhumuna kucak açıp, bağrımıza basıyoruz derken, bu sofraya sızan kedilerin netice-i vahâmetini, bir zamanlar başbakanın yakasına sarılıp, “Özgürlük istiyoruz bakanım” sorusuna mukâbil verilen, “Bir Başbakanın yakasına Kızılay Meydanı'nda yapışabiliyorsan, bundan daha büyük bir özgürlüğü nerede bulabilirsin.” cevabında gördük.

  O an ki durumun vehametinden ziyade okur-yazar takımına “vahim durum” diye yaygara yapan propaganda aletlerinin gücünü göz önünde bulundurmak gerek. Bugün tecrübesiz ülkelerde bu tür yaygaraların ne tür ihtilallere yol açtığı görülüyor. O dönemlerde asırlarca dersaadete hürmet beslemiş, muhabbetin en koyusu gönüllerimize nakşetmiş, aykırı görüşlere meydan vermemişiz. İlk defa biriler halkı ye’se düşürecek şeylerden bahsediyor ve zamanın elit Müslümanları bile buna kanabiliyor.
 

   O devrin o kadar kötü olmadığını “hürriyet” geldikten sonra anladı halk. “Hürriyet” on sene içinde koca bir imparatorluğu Dubai şeyhliği kadar ufalttı.

  Hepsi bir tarafa, öncelikle “içimizdeki çocukları” bilmek sonrasında ise “eğri minareye” çâre aramak gerekiyor. Yoksa tarihin birçok asılsız şâyialarından bir bühtân şubesine siz de aylık üç kuruşa abone olursunuz haberiniz ola…

Selam ve sevgiler…


Adem YAKUT
bilgicagi.net



Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 316 | Arkadaşına gönder

Yorumlar (1)
RSS yorumları
1. 05-11-2007 02:07
 
Quote:
içimizdeki çocukları bilmek sonrasında ise eğri minareye çâre aramak gerekiyor.

 
 
Sanatçı hakikaten sanat ile görüyor herşeyi..Ne kadar önemli hakikatler gizli bu hadisede.. 
 
Belki de öncelikle içimizdeki çocuğu bulmak ve içsel yolculukta yaşadığı eğiriliklere yüreklerimizi yaklaştırmak gerekiyor.. 
 
Sonrasında ise âfâk boyutu..
Kayıtlı
 
Sehl

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
< Önceki   Sonraki >
 
 
 
 
 

En son yorumlanan

Babalar
Teşekkürler, çok güzel ifade etmişsiniz. Ancak gittiklerinde...
27/11/08 17:12 fazlası...
Gön: Ay Işığı

Babalar
Sayın İsa Yar, kıymetli yazılarınızla sizi herkonudan'da gör...
26/11/08 19:35 fazlası...
Gön: Sehl

Dua fabrikaları olmalı insanın
Çok teşekkür ederim Ay Işığı:)
24/11/08 21:17 fazlası...
Gön: Reşhâ Sahradaesinti

Dua fabrikaları olmalı insanın
Güzel yazınızı bizimle paylaştığınız için teşekkürler Reşhâ ...
24/11/08 20:34 fazlası...
Gön: Ay Işığı

Şu an sitedekiler

Üye Bağlı Değil
Şuanda 1 misafir yazı okuyor..
Sitemizde  52 Kategoride 3549  yazı bulunmaktadır.