Üye Giriş

Herkonudan Sözler

Eğitim, her zaman sahibini peşinden takip eden bir servettir.
Eğitim

Anketler

Sitemizdeki hangi kategorideki yazılar en çok ilginizi çeker?
 

İstatistikler

Bugün320
Dün408
Bu hafta728
Bu ay728
Tüm zamanlar35610

Bağlantılı Öğeler

 
 
 
   
 
 
 
 
Tuhaf bir yalan: HAYATINI YAŞA! PDF Yazdır Arkadaşına gönder
Yazar Gurfe   

mektup_1_1241Şuna şaşırayacak mıyız: Yaşamadığımız bir hayata dair sorulduğumuzda... Oysa, özellikle bu yüzden, yaşamadığımız için sorumlu tutulmamız anlaşılabilir birşeyken.Anlaşılması güç olan, tam “burada,” tam da yaşamadığımız hayatın içinde, bu nitelikteki hayatın sorumluluğunu rahatlıkla taşıyor olmamız.

Bu rahatlık, sürdürülebilir kılıyor, ama hayatı yalnızca “sürdürülebilir” kılması onu insanî olmaktan uzaklaştırıyor. Soğuk, “mekanik” bir rahatlık.

Şeyler ile kurduğumuz her türde ilişkinin doğasını belirleyen bu rahatlığın spekülatifliği, hayatlarımızın bir tehditle sınanmasıyla kolayca açığa çıkabilir.

İnsanın bir üretim aracı olarak tarihte yeniden icadı ve bu tarihî ahmaklığın zekice sistemleştirilmesi olgusunun sürekliliği; tahakkümcü iktidar ilişkilerinin kesintisizliği; en alttan en üst seviyeye kadar bu ilişkiler ağı içinde uygulanan yöntemlerle ve geliştirilmiş stratejilerle dünyayı “insansızlaştırma” pratikleri hayatın imkân alanlarını zorbaca daraltmıştır. Hayatın yaşanamazlığı dediğimiz şey tercihlerimizin (sahip olduğumuz bir parça özgürlük de iktidar ilişkilerinin işleyişinden bağımsız değildir), yapıp ettiklerimizin neye tekabül ettiği, neye eşitlendiği ile ilgilidir: Kendimizin dışında bir yere... Kendimizin yokluğuna.

Hayat, hayatiyetini yitirmiştir. Hayatı canlı kılan öz, bugünün üretilmiş hakikat alanında yer bulmamaktadır. Sürgit iktidar ilişkilerinin içinde hakikat üreten aygıtların insanı tâbi kılan, hizaya sokan, disipline eden teknikleri hayatı sahici olmaktan çıkarmış, bir yalana dönüştürmüştür. Artık hiçbir şeyin değeri hayata nasıl hizmet ettiği, ona ne kattığı ile ölçülemez, çünkü hayat, merkezî olma vasfından boşaltılarak mübadele ilişkilerinin vahşi değerlerince yeniden üretileceği pazara sürülmüştür: Mülkleştirilmiştir. Parçalara bölünmüş ve el konulmuştur.

İnsan için hayat, anlamlandırmanın, keşfetmenin, zenginleştirmenin imkânların açık olduğu özgür bir tecrübe olmaktan çıkmıştır:

Birikimi değil, eksilişi işaret etmektedir. “Ziyanda olma” hâli, ekonomi merkezli düşüncenin kâr-zarar denkleminde daimileştirilmiştir. Televizyon ekranlarından akan rakamlar, grafikler iyinin ve kötünün sözcülüğünü üstlenmiştir. Hikmetin değil, tahakkümün dilini kullanarak. Bu dil, formüle ettiği yaşayış biçimlerini kaçınılmaz bir kadermiş gibi seçeneksiz olarak dayatmaktadır. Acil bir amaçlılığın kuvvetle vurgulandığı bu buyurgan dil, insanı sürekli bir geç kalmışlık ve yetersizlik duygusuyla kışkırtıyor. Öyle ki, sonuçta profesyonel bir işle bağlantılandırılmayan düşünce lanetlenmekten kurtulamaz. İnsansızlaştırılmış her alanda, pratik çıkarların barbar yüzü sırıtmaktadır. Çürümüşlük, uğursuz bir sakınımla şımartılırken, insan için imkânsız kılınmış hayatın içinde sığınılacak bir köşe kalmamıştır. Özel hayat, bir şakadan ibarettir. Eğlencenin eğlendirmeyen dünyası, insansızlaştırılmış bir dünyada insan için tasarlanan en doğal mekanların, toplama kamplarının, toplu mezarların, açlık bölgelerin, sefalet yuvalarının, bombalanmış şehirlerin üzerinde yükselerek onları görülmez kılmaktadır. Eğlencenin sağırlaşmaya ve körleşmeye sonuna kadar açık dünyası, gündelik yaşayışın cömertce sunduğu sıkıntılar ve karabasanlarla semirmiş, piyasanın ruhuna uygun biçimde; kendi zamanını ancak satın alarak sahiplenen insan için vazgeçilmezliğini ilan etmiştir.

Gündelik yaşayışın sathiliği, derinindeki sahteliği kurnazca gizliyor. Kimse, bir hayata sahip olduğu için yaşıyor görünmemektedir, çünkü hayat, umutsuz bir hayatta kalma çabasına sabitlenen bakışlarda yitip gitmiştir. “Hayatını kazanmaya” çalışan kişi, daha baştan neyi kaybettiğini gözden kaçırmıştır. Adorno’nun ifadesiyle “kendi yokluğunun ideolojisine dönüşmüş olan hayat”ın içinde, modern toplumun ideal bireyi, yerleşik olana arısasızca eklemlenerek, kendi yokluğunu onaylamış bir sahtelik dolayımında sürekli yeniden—üretmektir. çalışıp çabalamaları, faaliyetleri bu sahtelikle çarpıtılmıştır. Kâr’ın mutlaklaştırıldığı global pazarın müşterilerinin ruhları, faydalı, üretken, işe yarar görünmenin hâlâ hayatta kalmanın tek geçerli şartı olduğu baskısının dehşetiyle sakatlanmıştır.

Bu sakatlanışla kendine ait bir hayatı yaşayabilme yeteneği bütünüyle körelmiş olan insan, bugün, tuhaf bir huzursuzluğa kapıldığında şu mazeretle rahatlayabilir: “Herkes böyle yaşıyorsa, bunda garip olan ne?”

Sedat Turan



Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 131 | Arkadaşına gönder

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
< Önceki   Sonraki >
 
 
 
 
 

En son yorumlanan

Babalar
Teşekkürler, çok güzel ifade etmişsiniz. Ancak gittiklerinde...
27/11/08 17:12 fazlası...
Gön: Ay Işığı

Babalar
Sayın İsa Yar, kıymetli yazılarınızla sizi herkonudan'da gör...
26/11/08 19:35 fazlası...
Gön: Sehl

Dua fabrikaları olmalı insanın
Çok teşekkür ederim Ay Işığı:)
24/11/08 21:17 fazlası...
Gön: Reşhâ Sahradaesinti

Dua fabrikaları olmalı insanın
Güzel yazınızı bizimle paylaştığınız için teşekkürler Reşhâ ...
24/11/08 20:34 fazlası...
Gön: Ay Işığı

Şu an sitedekiler

Üye Bağlı Değil
Şuanda 2 misafir yazı okuyor..
Sitemizde  52 Kategoride 3549  yazı bulunmaktadır.