|
Günlük
yaşantımızda birbirimizi anlayamamaktan yakınırız. Aile içi anlaşmazlıklara
baktığımızda, en önemli sorun kaynağı, yine bireylerin birbirini anlamamasıdır.
Böyle iletişim zorluklarıyla sık sık yüzyüze geliriz fakat çoğu kez anlaşmamızı
sağlayan en önemli aracın konuşma tarzımız olduğunu unuturuz. Özellikle de aile
içinde...
Sesimizi
nasıl kullandığımız, meramımızı ifade etmede doğru kelimeleri seçip
seçmediğimiz, söyleyişte vurguları yerli yerinde kullanıp kullanmadığımız,
kendimizi ifade etmede son derece önemlidir.
Bütün
bunların yanı sıra iletişimde ifade tekniğinden daha da önemli olan, sadece
kelimelerle değil, kalbimizle konuşmak, yani samimi olmaktır. Esasen sadece
kelimelerle konuşmak, konuşmak değildir. Kalbiyle konuşmayan, anlattıklarına kendi
içini katmayan birinin gerçekten iletişim kurduğu söylenemez.
İşin
samimiyet boyutu, hiç şüphesiz kişinin olgunluğu ve ahlâkı ile ilgili bir
durum. Biz konunun teknik yönünde kalarak, özellikle aile içi konuşmalarda
sağlıklı bir iletişimin ipuçlarından söz edelim.
Konuşurken düştüğümüz tuzaklar
Kelimeleri
atlamak:
Konuşurken kelimeler atlandığında anlam eksilir, farklı anlamalara neden olur.
Örnek olarak N'aber ? sorusundan bir
haber öğrenmek zordur. Ya da Nasıl gidiyor? şeklindeki hitap, özellikle çocukta
farklı anlamalara yol açacaktır. Ayrıca bu tarz sorular, geçiştirme maksatlı
olarak anlaşılabilir. Bunların yerine çocuklara Günün nasıl geçti, okulda neler
yaptınız? ya da Arkadaşlarınla oyun oynadın mı? gibi daha anlaşılır cümleler
kullanmak daha doğrudur.
Genellemeler
yapmak:
Asla, hep, hepsi, hiçbiri, hiç, gibi kelimeleri mümkün olduğunca çocuklara
karşı kullanmamak gerekir. Bunları kullandığımızda çocuklar da kendi
dünyalarında aslaya da her zaman gibi kelimeleri kullanacakları cümleler kurarlar.
Düşünce dünyasını daraltan bu konuşma şekliyle, keskin bir görüşe değil, peşin
bir fikre sahip olurlar. Bu kelimelerin yerine, çoğunlukla, bunu bir kez daha
düşünmek gerekir, hemen hemen gibi daha
esnek yaklaşım sağlayan cümleler kurmak, çocukların her şeyi sandıkları gibi
olmadığına ikna eder. Bu yaklaşım onlarla yapılan konuşmaların devamını da
sağlayıcı niteliktedir.
Kıyaslama
yapmak:
Çocuklarla yapılan konuşmalarda, bir konuyu başka çocuklardan örnek vermeden
anlatmak gerekir. Başka çocuklardan verilen örnekler, çocuğunuzun örnek
verdiğiniz alanda rekabete girişmesine, kendini başarısız görmesine ve örnek
verilen çocuğa benzeme gayretine kalkışmasına sebep olacaktır. Çocuğun kendisi
olmasını, bunu yaparken de iyi' olmasını sağlamak için, onun mizacını keşfedip
o mizaca uygun bir mecraya sevketmek gerekir. Başka çocukların daha iyi
olduğunu söylemek, çocukta sevilmediğine ya da kötü biri olduğuna dair hisler
uyandırabilir. Yaptıkları işlere yardım etmek ve yaptığınız işlere çocuğunuzun
da yardım etmesine izin vermek, daha başarılı olmalarını sağlayacaktır.
Akademik
konuşmak:
Açıkça görülüyor ki, ...gerçeğinden hareketle gibi ifadelerdeki keskin
yargılar, karşı tarafa baskı ve yönlendirilme hissi verir. Özellikte çocukta
yetersizlik duygusu uyandırır. Çocuk sizi anlayamaz, dolayısıyla ne söylemek
istediğinize dair bir fikir de geliştiremez. Kendini güçsüz ve iş yapamaz
olarak hisseder. Bu tarz cümleler, eşler arasında da önemsizleştirmeye ve değer
verme konusunda zafiyete yol açar.
Varsayımda
veya peşin hükümde bulunmak: Sevmezsin değil mi?, Sen zaten ne
yaptın ki?, Sen zaten hep böylesin
gibi
cümleler, üzülerek belirtmeliyiz ki eşler arasında çok sık olarak
kullanılmaktadır. Oysa bu tarz ifadeler, aile içinde saygıyı zedeleyen konuşma
tarzlarıdır. Bu gibi cümleler, eş ve çocuklarda karşı tarafa düşmanlık hisleri
beslenmesine ve misli ile karşılık verilmesine neden olur. Böylelikle konuşma
hakarete varan cümlelerle son bulur ve sonuçta aile ilişkilerinde zamanla
soğumaya ve istenmeyen olaylara sebebiyet verebilir.
Konuşmanın altın kuralları
Sağlıklı
iletişimi engelleyen örneklerden sonra, konuşmamızı daha etkili kılmak için
yapabileceklerimize de bir göz atalım:
Her
zaman doğruyu söyleyelim: Doğrunun gücünden yararlanmak
gerekir. Doğruyu çekinerek değil, göğsünüzü gererek söyleyin. Herhangi bir
neden açıklamanız gerekiyorsa, bunu bilmese de olur' diye düşünmeden,
muhatabınıza olaya sebebiyet veren konuyu açık yüreklilikle açıklamamız doğru
olacaktır. Çünkü doğrudan korkulmaz. Ve doğruluk sonradan yüzümüze hakaretle
vurulabilecek bir şey değildir.
Sözü
dolandırmayın:
Mümkün olduğu kadar kısa sürede konuya girip, önemli yanlarına değinerek
konuşmak gerekir.
Varsayımlarda
bulunmayın:
Söylenileni gerçekten anlamaya çalışın. Kişiyi tanıyorum, ne söyleyeceğini
biliyorum, diye düşünmeyin. Ev içinde o anda eşinizin ya da çocuğunuzun
söylemek istediği konuya odaklanın.
Bakış
açısını yakalayın: Karşınızdaki insanın ne söylediğini anlamanın en
iyi yolu, onun bakış açısını anlayabilmektir. Yani onun konuşmayı yaparken
hangi duygu ve düşüncelerin etkisi altında kaldığını anlamaya çalışırsanız,
dediklerini yorumlamanız ve doğru cevaplar vermeniz kolaylaşacaktır.
Yargılamayın: İnsanları
yargılamayın. Eleştirmek için değil, onları anlamak ve onlardan bir şeyler öğrenmek
için dinleyin.
Ailenizi
dinleyin:
Karşınızdaki konuşurken ona vereceğiniz cevabı veya sizin aynı konudaki
görüşlerinizi derlemeye çalışmayın. Onu dinleyin. Bizim özellikle aile içi
konuşmalarımızda sıklıkla yaptığımız bir hata da, karşı tarafa üstün gelmek,
dediğimizi onaylatma ya da kabul ettirme çabasıdır. Bunun yanlış olduğunu
söylememize gerek bile yok. Doğru olan, karşımızdakini dinlemek ve ne
söylemişse onunla ilgilenmektir.
Sorular
sorun:
Karşınızdaki insanı doğru anlayıp anlamadığınızı sınamak için ona sorular
sorun. Sorularınız anlamaya yönelik olsun. Bunu aile içerisinde denediğinizde,
son derece olumlu sonuçlar alabilirsiniz.
Karşınızdaki
ile eşleşin:
Karşınızdaki insanla aynı ses tonunu yakalamaya çalışın. Duruşunuzu onunki ile
paralelleştirin. Benzer beden dilini kullanın. Özellikle küçük çocuklarla
konuşurken onun boy seviyesine inmek, kollarından ya da ellerinden tutmak,
arkadaşınızla konuşurken ona dokunmak, eşler arasında da buna dikkat etmek hem
konuşmanızı etkili kılar, hem de muhabbete vesile olur.
Konuşmuş
olmak için konuşmayın: Karşınızdaki kişi sizi dinleyecek durumda değilse
veya söyleyecekleriniz için uygun ortam yoksa, sırası değilse veya siz
konuşmaya hazır hissetmiyorsanız konuşmayın.
Son
olarak şunu söyleyelim: Bütün yapıp ettiklerimiz gibi, konuşmalarımız da kendi
kabımız'dan dışarıya sızanlardır. Halimiz, ahlâkımız ne ise yansıyacak olan
odur. O halde kendi olgunluk seviyemizin muhasebesini ihmal etmeyelim.
Merve Akıncılar
Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 292 | Arkadaşına gönder
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. |