|
Mutsuz başlayan bir evlilik nasıl düzelir? |
|
|
|
|
Yazar isra
|
|

Böyle bir eş ve evlilik hayal etmemiştiniz. Ailenizin, arkadaşlarınızın
etkisinde ya da bunalımlı bir zamanınızda karar verdiniz.Ama
hayal kırıklığına uğradınız. "Hiç hayal etmediğim bir insanla hayal
bile edemeyeceğim bir evlilik yaptım?" diye pişmanlık duyuyorsunuz.
Başkaları evlilikle gül bahçesine girerken; kendinizi yıkılan
hayallerinizin enkazı altında kalmış gibi hissediyorsunuz. "Keşke,
keşke" deyip duruyorsunuz.
Ya da severek evlendiniz; ama evlendikten sonra hiçbir şey istediğiniz gibi olmadı.
Peki ne düşünüyorsunuz? Başlamadan bitirmeyi mi?
O kadar kolay mı bir insanın dünyasına girdikten sonra onu yüzüstü bırakıp kaçmak?
Evlilik evcilik değil ki, "ben bu oyunu beğenmedim" deyip çekip gidesiniz? Öyleyse ne yapmalısınız?
Önce
bütün gücünüzü toplayarak o enkazın altından kalkmaya çalışın. Şayet
"ben bu enkazın altından kalkamam" der umudunuzu yitirirseniz, orada
öylece çürür gidersiniz. Unutmayın bazen enkazlar altından defineler
çıkar. Gül bahçeleri ise bir hazanda solup gider. Belki enkaz kabul
ettiğiniz evliliğinizin altında büyük bir mutluluk definesi gizlidir.
Beyninizi o defineyi bulmak için çalıştırın.
Eee, ne de olsa
define bulmak o kadar da kolay değil. Yorulacak, acı çekecek, üzülecek
ve gözyaşı dökeceksiniz. Ama defineyi bulduktan sonra da ömür boyu
mutlu olacaksınız. Hiçbir şey kolay değil ki!
"Neden bunca
zahmete katlanayım derseniz?" Hayatta hiçbir şey kolay elde edilmiyor.
Tepesinde yakıcı yaz sıcağını hissetmeyen meyve, olgunlaşmıyor. İmtihan
sıkıntısını çekmeyen öğrenci başarı belgesini eline alamıyor.
Ama
ekser insanlar, "hayatta yüzüm bir kez bile gülmedi, bundan sonra da
güleceğini sanmıyorum" diyerek ümidini yitiriyor. Olayları gözünde
büyütüp, hayatla olan bağlarını koparıyor. Eşinin her hareketini ters
görüyor.
Oysa "ben bu evlilikte mutlu olacağım, kötü giden
şeyleri azim ve irademle düzelteceğim" diyenler mutluluğu yakalıyor.
Nitekim, tarih ümit ve azimle çalışanların başarı öyküleriyle doludur.
Meselâ dünyanın en ünlü hatibi Cicero kekeme olduğu, Einstein 9 yaşına
kadar konuşamadığı ve ailesinin onu özürlü sandığı, başarısız olduğu
için okuldan atıldığı, Beethoven'in ise 9. Senfoni'yi sağırlık
döneminde bestelediği, Edison'un iki bininci deneyinde bile
vazgeçmeyip, durmadan çalışmak yüzünden gözleri yanıp dayanılmaz
sancılar çekerek sonunda başardığı söylenir.
Bu arada dua etmeyi
de unutmamak gerekiyor. 30 yıl boyunca duanın gücünü araştıran
Harvardlı bilim adamı Dr. Herbert Benson, bütün dua etme biçimlerinin
stresi yatıştırdığını, bedeni sakinleştirdiğini ve şifalı gevşeme
tepkisi uyandırdığını söylüyor. "Eşinizle oturun ve ellerinizi açın,
birbiriniz için sesli dua edin. Dua etmek istediğinizden emin değil
misiniz? O zaman bunun yerine sahip olduğunuz nimetleri saymayı
deneyin. Her gün başınıza gelen üç iyi (büyük ya da küçük) şeyi yazın
ve bu iyi şey neden gerçekleşti, diye sorun. 3 ay sonra ciddi derecede
daha mutlu hale geldiğinizi göreceksiniz."
Gülay Atasoy
Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 74 | Arkadaşına gönder
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. |