|

İnsanların birbirine tahammüllerinin bitmeye başladığı bir hayata adım
atıyoruz yavaş yavaş. Hatta belki de hızla. Değişen ne, farklılaşan ne
diye baktığımızda görüyoruz ki, insanların "ihtiyaçları"nın boyutu
değişmeye başladı.İnsan davranışlarının temelinde "ihtiyaçlar"ı yatar sevgili okurlar.
"İhtiyaç"lar, insanları "davranış"a yönlendirir.
Hangi
ihtiyacımız değişti ki, bizler kibar olmaktan vazgeçip, haklı
olduğumuzu ispatlamak için birbirimizi incitmeye başlar olduk…!
…
İçinde
bulunduğumuz hayat değişti. Yaşam şartları değişti. Sosyalleşme
sürecimizdeki ilkeler, doğrular ve idealler değişti. Öyle çok şey
değişti ki, sonunda en "insan olan yanlarımız" avuçlarımızın içinden
kayıp gitmeye başladı… ve bizler hiçbir şey yapmadan izlemek
zorundakaldık.
Önceden eve gelen misafir çocuk, evladımızın
elinden oyuncağını aldığında evde kıyamet kopmazdı. Yavrularımız travma
yaşamazlardı. Şimdi çocuklar bir oyuncak için travma yaşayabiliyorlar.
Oysa hatırlıyorum bizim evde benzer bir manzara olduğunda annem tüm
sevgi dolu sıcaklığıyla bize hızla sarılır, sesindeki yumuşacık tonla:
"Aaa… siz ev sahibisiniz… onlar zaten birazdan gidecekler… siz daha
sonra oynarsınız… şimdi kardeş oynasın oldu mu benim kibar yavrularım…"
derdi.
…işte o anlar, kibar olmanın, haklı olmaktan daha önemli
olduğunu öğrendiğimiz zamanlardı. Şimdi sanırım çocuklarımıza kibar
olmanın, haklı olmaktan daha önemli olduğunu anlatmayı unutur olduk.
"Seninse çekip alacaksın…!
Kimsede hakkını bırakmayacaksın…!
Ağlıyorsa ağlasın… sana ne… ben çok para verdim… annesi de
ona alsın…" vs. şeklindeki yaklaşımlar artmaya başladı.
...
Geçmiş
yaşantılarımıza baktığımızda davranışlarımızın temelinde yatan
ihtiyaçlarımızı sorguladığımızda "insan" odaklı malzemelerle
karşılaşıyoruz sevgili okurlar. İnsan değerliydi… insan önemliydi… ve
bizim nazik/kibar olmamız önemliydi.
Düşünüyorum da birbirine
had bildirme tartışmaları çok az yapılırdı. Çünkü terbiyesizlik
yapanın, aslında yaptığı bu "gayri terbiye"
içerikli davranışının
farkında olduğu zaten bilinirdi. Birisi sizin gözünüzün içine baka baka
saygısızlık veya buna benzer bir olumsuz tavır sergilemişse hepimiz
bilirdik ki, bu tür kişilerle girişilen tartışmalarda başımıza gelecek
tek şey, o insanın bize daha fazla zarar vermesini sağlamaktır. Ve
Anadolu tabiriyle, çamurun etrafını dolaşmayı tercih ederdik. Çünkü ya
haklı olduğumuzu ispat etmek için onun malzemesiyle çalışacağız yani
çamura batacağız… ya da çamura batmanın bizden uzak olmasını düşünerek
"Ne yapayım… o da öyle düşünüyor…" diyerek ordan uzaklaşacağız.
Hem
hepimiz biliyorduk ki, bir insanın oturmuş yapısını, patolojisini,
geçmiş ihtiyaçlarını/bilinçaltı baskılarını, gelecek kurgularını… yani
"O"nu… yani "kendisi"ni… yani "ben" dediği, "kendim" diye tarif ettiği
"ego"sunu, ayaküstü yapacağımız birkaç dakikalık tartışmayla
düzeltemeyeceğimizi.
Haklı olduğumuzu ispat etmek, haklılığımızı
karşımızdaki kişiye göstereceğim diye, kibar olmaktan ve nazik
davranmaktan sıyrılmak cidden çok yanlış sevgili okurlar.
Çünkü insan doğasının, insan yapısının, insan psikolojisinin ilginç yanları var. (cc) bizleri o kadar muhteşem yaratmış ki… Bizler sadece (cc)'ın
yarattığı şekliyle "insan" olan yanlarımızı muhafaza etsek veya insanın
yaratılışındaki temel ilkeleri biliyor olsak kimseyle tartışmamıza veya
kavga etmemize gerek bile kalmaz.
…neden biliyor musunuz…? Çünkü
inkar ettiğimiz ve içimize sakladığımız şeyler, başkaları bilmese de
"gerçek" olarak durmaya devam ediyor. Yaptığımız terbiyesizliği
dilediğimiz kadar inkar edelim… duruma göre gerekli olan bir tavır
olduğunu söyleyip duralım… ama içimize bu şekilde gönderdiğimiz
olaylar, bilinçaltımızın ve vicdanımızın birlikte harmanlaması sonucu,
"aslında bize hiç de yakışmayan hatalar" olarak kodlanıyor. Yani kişi
inkar etse de etmese de yanlış yaptığını biliyor…
....
İçinde
bulunduğumuz hayat, yaşadığımız ülkedeki sosyo-ekonomik-kültürel
şartlar belki bizlere iyi niyetli olmayı unutturmaya başladı. İyi
niyetimizi unutunca, kibar olmayı da beceremez olduk. Sanki herkesin
gizli kötü bir niyeti varmış gibi, sanki herkes bize kötülük yapacakmış
gibi düşünmeye başladık. Psikiyatrik anlamda "Psikotik" özellikler
içeren davranışlar, ne kadar korkunç/üzücü ki, hayatımızın her alanına
girmeye başladı.
Derim ki sevgili okurlar… lütfen iyi niyetli
olmaya gayret edelim. İnsanlara gülümseyip tebessüm etmeyi unutmayalım.
Evet hepimiz
haklıyız belki. Türkiye'de yaşamak zor. Maddi zorluklar
bizi değiştirdi. Ama bireysel mutluluğumuzu ve bireysel huzurumuzu,
ekonomik anlamdaki değişimlere endekslersek, uzun süre daha öfkeli
olmaya devam ederiz gibi görünüyor.
Öfke ve nefretin insanı çok
hızlı yaşlandırdığını söylemişti bir gün nöroloji uzmanı hocam. Ve şu
ilginç bilgiyi aktarmıştı yıllar önce:
Öfkeli/kızgın olduğumuzda yüzümüzdeki 32 kas harekete geçermiş. Gülümseyip tebessüm ettiğimizde ise sadece 8 kas…
Yani
aslına bakarsanız sinirli olduğumuzda kendimizi hem daha fazla yormuş
oluyor hem de kasları aşırı çalıştırdığımız için erken yaşlanıyormuşuz.
Anlaşılacağı gibi gülmek, sinirlenmekten daha kolay
…
Bunları
neden yazdım… geçen gün dondurma sırası beklerken, önümde duran genç
bir bayan, dondurmanın üzerine konulmayan çikolata sosu için
yapmadığını bırakmadı.
Yapmaya çalıştığı tek şey, satıcıya ne
kadar da haklı olduğunu ispat etmekti. Aslında haksızdı da… ama sırf
haklılığını ispat etmek için o kadar çirkin ve nazik olmayan tavırlar
sergiledi ki…
…insan düşünmeden edemiyor doğrusu… bir çikolata sosu için bu duruma düşmeye değer mi…?
…kibar olmak mı önemli…? Yoksa haklı olmak mı…?
…hangi "değişen ihtiyaçlar" bizleri bu hale getirdi…?
Sevgiyle kalın…
Mehtap Kayaoğlu
Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 109 | Arkadaşına gönder
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. |