Gratis Joomla Template by FatCow Review

Doksandokuz İstanbul Mushafı

Doksandokuz İstanbul MushafıSanat ve stetik harikası 99 el yazması Kur'an-ı Kerim’i muhtasar bir şekilde sayfalarında misafir eden kitap, 1400 yıllık İslâm medeniyetinin ihtişamına naif bir perde aralıyor…

Doksandokuz İstanbul Mushafı, sanatkâr ecdadımızın hat sanatının başkenti İstanbul'da yazdıkları Kur'an-ı Kerim’lerden 99’unun yer aldığı bir seçki mahiyetinde hazırlanan özel bir kitap.

Sanat ve stetik harikası 99 el yazması Kur'an-ı Kerim’i muhtasar bir şekilde sayfalarında misafir eden kitap, 1400 yıllık İslâm medeniyetinin ihtişamına naif bir perde aralıyor…

 

 

 

99 Mushaf

“Kur’an-ı Kerim Mekke’de (Hicaz’da) nâzil oldu. Mısır’da okundu. İstanbul’da yazıldı.” sözü, bildik bir kelâmdır. İstanbul, asırlar boyunca, hat sanatının başkenti olmuştur. Evet, İstanbul hat sanatının başkentidir. İslam sanatı tarihine isimlerini büyük harflerle yazdıran hattatlar, ekseriya İstanbul’da yetişmiş; fetihten itibaren İstanbul'da kandillerle aydınlatılan derviş odalarında, hat mekteplerinde, camilerde, medreselerde, Topkapı Sarayı Nakkaşhanesi’nde ve daha birçok mahfilde binlerce Kur'an-ı Kerim yazılmıştır.

Ahmet Karahisari hatlı Kur'anı Kerim

İstanbul’da yazılan, üzerlerinde hattatlarının mahareti, müzehhiplerinin göz nuru, mücellitlerinin emeği bulunan nadide Kur’an-ı Kerimlerden nesilden nesile muhafaza edilenlerin ve kütüphanelere bağışlananların haricinde pek azı günümüze ulaşmıştır.

 

Bir tezhip şahaseri Karahisari mushafı

Doksandokuz İstanbul Mushafı, arz ettiğimiz üzere İstanbul’da yazılan ya da İstanbul’a bağışlanan/ulaştırılan binlerce Kur’an-ı Kerim arasından titiz bir çalışmayla seçilen 99 Kur’an ı Kerim’in özelliklerini aktaran özel kitap. Kitap, İstanbul 2010 Ajansı’nın katkılarıyla yayınlanmış. M. Uğur Derman'ın gayretleriyle meydana getirilen kitapta, fetihten bugüne İstanbul'da yazılmış nadide mushafların fotoğrafları, hikâyeleri ve sanat özellikleri anlatılıyor.

 

Hafız Yusuf Efendi'nin hattıyla müzehhep Kuran

Eser, klasik İslâm-Türk sanatlarıyla hemhal olan hemen herkesin ilgisini çekecek özellikleri haiz. 99 İstanbul Mushafı, sanatkâr dedelerimizin hat, tezhip, minyatür ve cilt sanatlarında ulaştıkları noktaya işaret etmesi açısından da ayrı bir önem arz ediyor.

Kitapta Osmanlı hat sanatı tarihini oluşturan, her biri diğerinden kıymetli Kur'an-ı Kerim hattatlarının terceme-i halleri, Kur’an-ı Kerim’lerin özellikleri ve detay bilgiler yer alıyor.

Kur'an-ı Kerimlerin kâğıt özellikleri, satır sayıları, tezhip özellikleri, yazı nevi, cilt kapağının hususiyetleri ve varsa hattatıyla/müzehhibiyle ilgili kısa bilgileri de eserde bulmak mümkün. Hâsılı, 99 İstanbul Mushafı, Osmanlı hattatlarının kelam-ı ilahiye olan hürmetlerini, sanat ve estetik harikalarını gözler önüne seriyor.

Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi hatlı Kur'an-ı Kerim'in cilt kapağı

Kitap, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Türk İslam Eserleri Müzesi, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Süleymaniye Kütüphanesi, Sakıp Sabancı Müzesi’nde bulunan Mushaf’ı Şerif’lerle, Abdurrahman el-Uveys, Kerem Kıyak, Sami Tokgöz ve Zeki Cemal Özen'in hususi koleksiyonlarında bulunan nadide Kur’an-ı Kerim’lerden seçmeler yapılarak hazırlanmış.

Hattatlarımızın nesih, nesih-rika, talik,  hurde talik, muhakkak,  reyhanî, sülüs ve tevkiî gibi yazı çeşitleriyle yazdıkları Kur’an-ı Kerîm’ler ecdadımızın sanat ve estetikte ulaştığı noktaya işaret etmesi açısından ayrıca önem arz ediyor.

Fetihten sonra Fatih, Anadolu’nun dört bir tarafından İslâm sanatlarıyla meşgul olan birçok sanatkârı (hattat, müzehhip, mücellit) İstanbul’a; Topkapı Sarayı’na davet ederek Saray Nakkaşhanesi’nin temellerini atmış. Anadolu’nun dört bir yanından İstanbul’a gelen hat üstadları bir yandan talebe yetiştirirken diğer yandan Mushaf-ı Şerif’ler yazmış. İcazet alan talebeler, onların talebeleri, onların talebelerinin talebeleri asırlar boyunca en güzel mushafları yazmış.

Kur’an-ı Kerim yazmak her hattatın en büyük ideali… Sanatkâr ecdadımız Kur’an-ı Kerim’i en güzel bir şekilde yazmak için birbiriyle yarışmış ve netice itibarıyla günümüz insanına çok önemli yazma Kur’an-ı Kerim’ler miras kalmış…

Hat sanatı araştırmacısı Derman, kitabında kadim şehirde fetihten sonra yazılarak günümüze kadar salimen ulaşanlar arasından seçilen 99 mushafı, fotoğrafları, hikâyeleri ve sanat özellikleri ile ele alıyor.

 

Şeyh Hamdullah hatlı Kur'an-ı Kerim

Derman kitaba, hat sanatının ekol sahibi üstadlarından Şeyh Hamdullah ile başlıyor. Uğur Derman, kemankeş hat üstadının, Topkapı Sarayı Müzesi'nde muhafaza edilen Miladi 1503 tarihli mushafının özelliklerini de detaylı bir şekilde karilerine aktarıyor.

Müellif, okuyucusuna 16 yüzyılın ortalarında Kanuni Sultan Süleyman’ın isteğiyle ortaya çıkarılan Osmanlının sanat eserlerinden biri olan Ahmet Karahisari hatlı Kur’an-ı Kerim’i etraflıca tanıtıyor. Karahisari mushafı hem hacim hem de hat, tezhip ve cilt özellikleriyle bir başyapıt niteliğinde. Hat ve tezhibi 12 yılda tamamlanan Kur’an-ı Kerim için 1237 altın ve 45064 akçe harcanmış.

Akranları Karahisari için “Hattı hûb içre beyâza çıkaran kendüzünü (kendi özünü)/Yazının Karahisârî'dir ağartan yüzünü" beytini söylemişler.

Kitapta, Şeyh Hamdullah'ın oğlu Mustafa Dede’nin yazdığı ve Sultan Abdülaziz’in vefatında okumakta olduğu ve üzerine kanının aktığı mushaf da fotoğrafı ve özellikleriyle birlikte yer verilmiş.  

Derman, Osmanlı hat sanatının en önemli imzalarından olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi (1801-1876)’nin ketebe koyduğu Rokoko tezhipli Kur'an-ı Kerim’e de ayrı bir paragraf açmış.

Hat, tezhip ve cilt sanatlarının meraklıları kadar, sanat tarihçileri için de büyük öneme sahip olan eserde, hat, tezhip, minyatür, ebru ve cilt gibi Osmanlı kitap sanatlarının dönem özelliklerini, gelişimini görmek mümkün…

Kitap, hattatların yazılarını Kur’an-ı Kerim özelinde mukayese yapmaya da imkân tanıyor. Hafız Osman, kamış kalemi kalın tutan bir üstad... Buna mukabil ince kamış kalemleri tercih eden Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin incecik nesihle yazdığı Kur'an-ı Kerim, eskimez devirlerin yazı ihtişamını, Kuran-ı Kerim'e gösterilen hürmeti gözler önüne seriyor.

Derman’ın hususiyetlerini arz ettiği Kuran-ı Kerim’ler, hat ve tezhip güzellikleri kadar cilt ustalıklarıyla da göz kamaştırıyor.  Gözler, Kur’an ciltlerinin şemsesinde, sertabında, mıklebinde, salbekinde, köşebendinde ve kenarsuyunda Osmanlı sanatının ihtişamını takılıp kalıyor.

Kitapta her biri 3-5 sayfalık bir hacimde okuyuculara tanıtılan talik, sülüs, nesih, rika, tevkii hatlarla yazılan Kur’an-ı Kerimler, karilerini İstanbul ahalisinin İslam’ı buram buram yaşadığı kutlu asırları götürüyor.

Kitabın sağ sahifelerinde İstanbul'da yazılan Kur’an-ı Kerim'lerin hat, tezhip ve cilt özellikleri; sol sahifelerinde de hattatı hakkında bilgiler yer alıyor.

Derman, seçkisinde 13. sırada yer verdiği Abdullah Kırimî'nin, Hicri 966 yılında nesih, rika ve tevkî hatlarıyla aharlı kâğıt üzerine is mürekkebiyle 13 satır halinde yazmaya muvaffak olduğu Mushaf’ı Şerif’i beş cümle ile şöyle tanıtıyor. “Abdullah Kırımî'nin Mushaf’ı tezhibiyle de çekici bir görüşüne sahiptir. Serlevha ve sure başlarının tezhipleri fevkaladedir. Sure başları, üstübeç mürekkebi ve rika hattı ile yazılmıştır. Hizib ve aşere alametleri zer-mürekkeb ve tahrirli tevkî hattı iledir. Mushaf'ın kabı, dışı mülemma; içi üstten ayırma şemseleriyle de göz alıcıdır.”

Derman, Kırım’dan geldiği için “Tatar” lakabıyla tanınan Abdullah Kırimî ile ilgili şu hususi malumatı da arz ediyor:

“Öleceği kendine malum olup kabrini hazırlattı, kitabesini yazdı. İki 9 rakamından sonra üçüncü rakamı boş bıraktı ve sebebini soranlara: “Bir 9 daha yazacak talebem elbette bulunur” dedi. Hakikaten Hicri 999 tarihinde vefat etti. Defnedildiği Edirnekapısı'ndaki kabrinin üstünde bulunan kitabesi, korunmak için Türk İslam Eserleri Müzesi'ne nakledildi; halen de orada mahfuzdur.”

Derman, derlediği kitabın en sonunda Mûsıka-i Hümâyûn imamı Hasan Rıza Efendi’nin 1911 yılında yazdığı ve Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan nadide Mushaf’ı Şerif’e yer vermiş. Hattat Hasan Rıza Efendi, büyük boydaki bu mushafı Sultan Reşad'ın Eyüpsultan'da yaptırdığı türbesine konulmak üzere padişahın talebiyle yazmış. Ancak mushafın türbeye konulması bir türlü mümkün olmamış.

Doksandokuz İstanbul Mushafı Şeyh Hamdullah'tan Hasan Rıza'ya kadar hattatların silsilesinin aktarılmasıyla sona eriyor.

 

İbrahim Ethem Gören / Dünya Bülteni

Gösterim: 2768