renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Dâru'l-Hikme ve Rıhle Dergisi

1979'de Ayetullah Humeyni İran İslam Devrimini yaptıktan sonra özelde İslam dünyası genelde ise tüm dünya gözlerini İran'a çevirdi.

Devrim bütün Müslüman ülkelerde gıptayla anılan ve incelenen bir olgu oldu. Her ideolojik devletin yaptığı gibi İran da devrimi yaymak için ciddi paralar harcadı. Farklı İslâm ülkelerindeki yandaşlarını ve sempatizanlarını destekledi.

Dünyaya Bırakılan Notlar -II-

-I-

Sık sık fırtınaya yakalanan bir deniz, gönlüm. Gözlerimi kapatıp seyrediyorum hayatı. Görmediklerimle gördüklerime anlamlar veriyorum. Her şey olmak istediği köşeye koşuyor aklımda, kimisi saklanıyor. Ben hepsine yol göstermeye çalıştığımı sanarken, hepsinin bana kendi yolunu işaret ettiğini anlıyorum. Evime gelen misafir gibi ağırlamak lazım onları. Hiçbirini anlamı dışında konuşmamak, hissetmemek lazım. Ve insanı görüyorum, ordan oraya koşturuyor. En çok o yoruluyor. İnsanı görüyorum; sık sık fırtınaya yakalanan bir deniz, gönlü.

Aksakallı Dede'yi Yanlış Anlamak...

Genel olarak genç insanlarda gözlemlediğim ya da soruşturup öğrendiğim bir çok hidayet vesilesinin arkasında, yani halk arasında ''dönüş yaptı'', ''imana geldi'' diye de tabir edilen, insanların islam'a sarılması eyleminin arkasında gayr-i iradi bir etki olduğunu görüyorum. Örneğin; gördüğü ilginç bir rüya ya da yaşadığı bir olayın etkisiyle, hatta halusinatif olayların veya gerçekle bağlantılı olduğu düşünülen "paranormal aktivite" de denilen ve dahi "sır kapısı programları"na da konu olabilecek olayların etkisiyle,

Teo-Lojiler

Hiçbir ilahi söylem kendisini gelmiş olduğu coğrafya ile tanımlamamıştır. İnsanları ve kültürlerini karşısına almış, anlaşmanın ya da savaşmanın yoluna gitmiştir. Her iki durumda da etkin ve kendisine benzeticiliğiyle yayılmacı ve karşı olduğu topluluğu şeytani bir örgütleniş olarak görmüştür. İlahi dinler bu taraflarıyla ne olduklarını en iyi şekilde kendisinin dışındaki topraklarda tanımlamışlardır; geniş coğrafyalara yayınlan iktidarlarıyla baskın/asimle edici oluşlarını göstermişlerdir. Bu anlamda “dindaşlık” dinin siyasal tarafının en güçlü idealidir. Dünyanın tamamını tek bayrak altında toplamanın mümkünlüğü söz konusu olamayacaksa da aynı dinden olanları bir arada toplamak, gerçekçi hem de öteki(düşman) tarafından tanımlanmak kadar ideolojiktir.

Cumhuriyet'e Dair

Devrimler bu ülkede silindir gibi geçtiler. Maziyi halle beraber yaraladılar. Bir hayal için gerçeğe kıydılar.

Ütopyalar uçuşuyordu Cumhuriyetin ilk yıllarında. Bir kaç adımla her şey düzelecekti. Fakirlik bitecekti. Geri kalmışlık. Yenilgiler, batıya karşı aczimiz veya doğululuk.

Para, Din, Kitap, Allah, Kelam…

Size göre para dediğiniz şey nedir? Bilinmez bir dehliz mi? Çok izafi bir kavram mı? Yoksa para her şeyi mi!? Sanıyorum birine “para ne işe yarar” dediğiniz zaman her insanın ruh haletine göre değişik tepkiler alıp bunu kendi dünyalık görüş ve kavramlarınızla nazar aldığınız tepkiler ile karşılaştırıp inanılmaz kaotik cevaplarla karşı karşıya kalıyorsunuzdur. Lakin aşağıda da serlevha edeceğim büyük düşünürlerin cevaplarıda sizinkilerden farksız değildir… Yeryüzünde vedahi dışında hayatlarını idame ettiren küçük büyük bütün canlıları rızıklandıran Allah’(cc) başkası değildir. Rızıklandırma işini kendi garantisi altında tutan yüce mevlamız, kâinatın her karesine bir nimet sofrası sermiş ve canlıları da bu ziyafete davet etmiştir. Bu ziyafetten, her canlı istifade ettiği gibi biz insanlar da istifade etmekteyiz.

Hindistan (II)

Ziyaretimizin üçüncü gününün sabahı, ülkemden bu denli uzak bir coğrafyada renkleri ve dilleri farklı bu insanlarla birlikte bayram namazını kılmayı nasip eden Allah’a karşı şükran duyguları içinde buluyorum kendimi. Hep birlikte dua için ellerimizi kaldırdığımızda tüm yabancılık, tüm mesafe duygularından sıyrıldığımı hissediyorum. Zaman ve mekansal farklılık nihayete eriyor bir anda. Bayram namazından sonra Mürşidabad’a uçuyoruz. Ülke içi seferlerde İngilizce ve Hintçe dışında, başka yerel dillerde anonslar yapılıyor. Kulağa hoş geliyor bu farklılıklar.

Meclis-i Ali’den

Mekke

Rütbesini Allah’tan alan şehir. Allah adına, insanı Kara’ya taşıyan nehir. İbrahim’in bıçağıyla bilenmis. Yusuf’un yüzünü taşır gökleri. Kalbi Ka’be’dir, durmaz atar: Ta-Ha, Ya-Sin…

Ka’be’nin Nefesini Tuttuğu Güne Dair

-I-

Mermerlerin de adı(mları)nı sakladığı ‘Emin’ putları kıran keskin bir sevinçle giriyor içeri. Enbiya Eşiği’nden.

'Mürteci’ ile ‘Mütedeyyin’ Arasındaki İnce Çizgi ve Şamil Tayyar

timeturk.com“'Mürteci’ ile ‘mütedeyyin’ arasındaki o ince çizginin ihmali, dine ve inançlı kesime yönelik saldırılarla bütünleşince…” 21 Kasım 2008 tarihli Star Gazetesi’ndeki “Solcu Müslüman olur mu?” başlıklı köşe yazısında Şâmil Tayyar, böyle giriş yapıyor bir parağrafa…

Şâmil Tayyar gibi dikkatli bir şahsın böyle bir bakış açısına sahip olduğunun farkında olup olmadığını bilmiyorum.

Putlar, Putçuluk ve Gelenekçiler

İnsanoğlu, özünde var olan ibadet etme arzusunu çeşitli şekillerde gidermeye çalışmıştır. Bunun tezahürleri, kimi zaman kendi elleriyle yaptığı, şekil verdiği maddelere tapmak şeklinde görülebiliyor.
Tarihte bunlar ‘put’ olarak isimlendirilmişlerdir.
Aslında basit gördüğümüz, belki de burun kıvırdığımız, ilkel addettiğimiz bu inanç biçimi bile, üzerinde derin derin düşünülmesi gereken bir mevzudur.
Tahtadan, taştan, mermerden, kimi zaman da helvadan (!) (işi bittiğinde hemen yenilmek üzere) yapılan bu putların o insanlar nezdinde sadece somut şekiller olduğunu söylememiz, meseleyi hafife aldığımızı gösterir.
Üzerinde yeteri kadar kafa yormadığımız için belki; bugün hâlâ putçu zihniyetler var ve ‘putçuluk’ devam ediyor.

İçeriği paylaş