Gratis Joomla Template by FatCow Review

Laf nasıl değiştirilir?

Günlerden Pazar,ılık ve güneşli bir gün...
Keyifli bir kahvaltı yapıp sokağa çıkıyorum.İçimde dalga dalga bir sevinç,sebebini bilmiyorum.

Herşey benimle birlikte bayram yapıyor sanki...Yolda,uzun zamandır görmediğim bir gençle karşılaşıp hal hatır sorduktan sonra;

-Amcana selam söyle,diyorum.Kendisini çok severim,bilirsin.Delikanlı yüzüme şaşkın şaşkın bakıp:

-Amcam 4 ay önce öldü,diyor.Duydunuz sanıyordum.

Bir anda bütün neşemi kaybedip kanımın beynime çıktığını hissediyor,fakat bu arada amcasının cenazesine bile gittiğimi bile hatırlıyorum.
Genç,bana "bunamış"falan dememeli.Bunun için lafı değiştiriyorum.

-Öldüğünü biliyorum canım,diyorum.Hatta cenazesine dahi gitmiştim.Ama bilirsinki mezarlıklar ziyaret edildiğinde,orada yatanlara selam verilir.Kabrine uğradığında "amcana benim namımada selam ver"demek istemiştim.

Delikanlı,herhalde ilk defa karşılaştığı bu selam şekli karşısında ister istemez"baş üstüne"deyip ayrılıyor.Bende derin bir nefes alıp yoluma devam ediyorum.

Her Pazar olduğu gibi teyzemin evine uğrayacağım.Elini öpüp dertleştikten sonra her zaman olduğu gibi buzdolabını ziyaret ediyorum.Ağzının tadını bildiği için ,dolap birbirinden nefis şeylerle dolu.Bu arada:
-Dün akşam çarpıntım vardı,diyor.Bu günlerde herhalde tıkanıp öleceğim.Yediğim nefis tatlıları bizim buzdolabındada görmek isteyişimin tesiriyle olmalı ki,yanlışlıkla;

-Allah hepimizegöstersin,diyorum.Çok memnun olurum.

Teyzem,sözlerimin tesiriyle donup kalmışken,birdenişin farkına varıyorum.Tatlılar mideme oturuyor.Ne diyeyim şimdi ona?Birkaç saniye düşünüp:

-Teyzeciğim yanlış anlama,diye lafı çeviriyorum."Allah göstersin diyorum"çünkü insanlar vardır ki,cenazesi bile kalkmadan ölüp gidiyorlar.Yani cesetleri bulunamıyor.Sevdiklerimizin eliyle,inşAllah cennete uğurlamak için"Allah hepimize göstersin"diyorum.Teyzem başını sallayarak:

-Haklısın yavrum,haklısın,diyor.O da bir nimet değilmi?Haydi bir tatlı daha yiyiver.Başıma gelenlere rağmen karnımı doyurup neşe içinde oradan ayrılıyorum.

Pazar keyfim henüz tamamlanmamış.İlerideki bir evin önünde gördüğüm kalabalığa yaklaşıp,çömelmiş vaziyette duran adama:

-Kolay gelsin,diyorum.Kimin düğünü bu?

Adam 2 metrelik boyuyla doğrulup tepemde solurken:

-Ne düğünü be adam, diye kükrüyor.Görmüyormusun,cenaze kaldırıyoruz?!

Bir anda yumruk yemiş gibi olup kanımın tekrar beynime çıktığını hissediyorum.Adam ise hızını alamamış olmalı ki kollarını sıvayıp üzerime üzerime geliyor.Korkudan dizlerimin bağı çözülmemiş olsa,yeni bir 100 metre rekoru kırmam içten bile değil.Ama ne mümkün?Asırlık bir çınar ağacı gibi toprağa kök salmış,kımıldayamıyorum.Yapabileceğim tek şey,adam yüzümün şeklini değiştirmeden lafı değiştirmek.

Kestirme bir cevap araken,bir yandanda fakir fukaraya adaklar adıyor ve sonunda:

-Yanlış anladın be ağabeyciğim,diyorum.Bilirsin ki ölüm iman sahipleri için cennete gitmeye vesiledir.Yani onlar için düğünden farksızdır.Bu yüzden sana"Kimin düğünü var?"diye sordum.

Söylediklerim adamın aklına yatmış olmalı ki,birkaç saniye düşünüp:

-Kusura bakma arkadaşım,diyor.Cahilliğime ver.Ölen babam olduğu için bir anda sinirleniverdim işte.

Yeniden dünyaya gelmiş gibi Allah'a şükrediyorum.Tekrar yürüyebilmek için kuvvet toplarken kendi kendime:

-Geveze adam,diye söyleniyorum.Sen neşelisin diye herkesinde öyle olmasımı gerekiyor?Çabuk eve yürü ve gidene kadarda kimseyle bir kelime bile konuşma...

Cüneyt suavi
Kaynak: Kırk gram tebessüm kitabından.

Gösterim: 2377