Eklem kireçlenmesi ameliyatları sonrasında yapılması gereken fizik tedavi programı, operasyonun başarısın vazgeçilmez koşulu. Ameliyatın hemen ertesi günü başlayan egzersizler ilk haftalarda hastanede uzmanlar gözetiminde yapılıyor. Daha sonra hasta egzersizlere evde kendisi devam ediyor.
EKLEM KİREÇLENMESİ AMELİYATLARI SONRASI...
Eklem kireçlenmeleri ağrılı ve gündelik hayatı olumsuz etkileyen hastalıklar. Günümüzde yapılan ameliyatlarla yüz güldüren sonuçlar alınıyor. Ancak operasyon sonrası ortopedist ve fizik tedavi uzmanı tarafından uygulanan kas güçlendirme ve eklem hareket açıklığını kazandırmayı destekleyen programlar başarının vazgeçilmez koşulu…
Eklem kireçlenmesi, yaşın
ilerlemesiyle birlikte hemen herkesin başına gelebilen ve yaşam
kalitesini oldukça olumsuz etkileyen bir hastalık. Her insanın
vücudundaki eklem yerlerini kaplayan kıkırdaklar bir gün mutlaka
aşınıyor. Bu kimisinde daha genç, kimisinde daha ileri yaşta oluyor. En
sık kalça ve diz ekleminde görülüyor.
Kendisini genellikle ağrı ve hareket kısıtlılığı gibi şikayetlerle
gösteren eklem kireçlenmesi ve sertliğinin başlıca nedenleri arasında
romatizmal hastalıklar, ihmal edilmiş kalça çıkığı, iyi tedavi
edilmemiş kırıklar ve eklem iltihabı yer alıyor. Hastalık zaman içinde
kişinin hareketlerini, kişisel bakım ve temizliğini yapamayacak kadar
kısıtlarken, ağrıları geceleri bile uyutmayacak düzeye ulaşabiliyor.
Eklem kireçlenmesinin pek çok sebebi olsa da risk faktörlerinin başında
yaş geliyor. Hastalık daha çok kadınlarda görülüyor. Özellikle
menopozdan sonra kıkırdak yapısında bozulmalar olabiliyor.
Menopoz döneminde östrojen hormonu azaldığı için bu hormonun olumlu
etkileri de azalıyor. Ayrıca menopoz döneminde kilo alma olasılığı
arttığı için bu da eklem kireçlenmesine sebep olabiliyor. Sigara
kullanımı, beslenme şekli ve aşırı kilo da eklem kireçlenmesini artıran
faktörlerden. Hastalığın oluşumunda genetik bir eğilimin de rolü var
ama bu oran çok yüksek değil.
Genç yaşta eklem kireçlenmesi görülme sebeplerinin başında romatizmal
hastalıklar geliyor. Çünkü romatizmal hastalıklar kıkırdağın aşınmasına
sebep oluyor. Kalça çıkığı da, kalçaya binen dengesiz yüklere sebep
olduğu için erken yaşta kireçlenmeye neden olabiliyor. Kalça çıkıklığı
görülen hastalar 30 ile 40 yaşları arasında protez gerektirecek düzeye
gelebiliyor. Kötü iyileşen kırıklar, bacaklardaki doğuştan şekil
bozuklukları ya da bacak boylarındaki eşitsizlikler de eklem
kireçlenmesinin genç yaşta görülme sebepleri. Yaşa bağlı kireçlenme ise
genellikle 60-70 yaş arasında görülüyor. Eklem kireçlenmesi bu yaşlar
için hemen hemen kaçınılması imkansız bir süreç.
Eklem kireçlenmesi nedir?
İnsan vücudundaki eklemler kıkırdak denen bir tabakayla kaplı.
Kıkırdak, üzeri parlak, kaygan ve bulunduğu eklemin kolay hareket
etmesini sağlayan beyaz bir tabaka. Bu tabaka yaş, kilo, düşme ve
çarpma tarzı travmalar gibi pek çok dış faktörün etkisiyle aşınarak
parlaklığını kaybediyor ve yüzeyi pürtüklenmeye başlıyor. Pürtüklenen
yüzeyler ise bir süre sonra zımpara gibi birbirini aşındırmaya başlıyor.
Zaman içinde iyice aşınan kıkırdak tamamen yok oluyor ve eklem yerinde
kemik kemiğe sürter hale geliyor. Bunun kemikte ve eklemde şekil
bozuklukları gelişmesine neden olduğunu belirten Bursa Acıbadem
Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Şener, bu
aşamadan sonra hastanın ağrısının arttığını, yürüyemediğini ve eklemini
hareket ettiremez hale geldiğini söylüyor. "Eklem kireçlenmesinde en
sık görülen şikayetler ağrı, şekil bozukluğu ve hareket kısıtlılığıdır.
Hastalığın ilerlediği evrelerde ise hasta, sadece ev içinde hareket
edebilir, tuvalete bile gitmekte zorlanır hale gelir. Gece ağrısı
nedeniyle uyuyamayan hasta, baston ya da bir destek olmadan yürüyemez"
diyor Doç. Dr. Nadir Şener.
Tedavi seçenekleri
Eklem kıkırdağındaki aşınma ilk başladığı zaman hastalar, genellikle
hafif ağrı, eklemlerden ses gelmesi ve şişlikler oluşması gibi
şikayetlerle doktora başvuruyor. Uzmanlar ilk olarak hastalara korunma
yöntemleri tavsiye ediyor. Bunlardan ilki eğer hastanın fazla kilosu
varsa kilo vermesi gerektiği şeklinde oluyor. Hastanın kaslarını
güçlendirmesi için çeşitli egzersizler öneriliyor. Çünkü hareketlilik
azaldıkça kaslar zayıflıyor ve bir süre sonra eklemlere daha fazla yük
binmeye başlıyor. Bu da kireçlenmeyi ve kıkırdağın aşınmasını
artırıyor. Korunma yöntemleri dışında hastaya eklem kıkırdağının
aşınmasını önleyici ve ağrı kesici ilaçlar öneriliyor. Eklemdeki
şişlikler ve ağrılar için önerilen bir başka tedavi de buz. Eğer bu
tedaviler hastaya yeterli gelmiyorsa, hastaya eklemin içindeki
kayganlığı ve kıkırdağın beslenmesini artırıcı enjeksiyonlar
uygulanıyor. Birer hafta arayla 3 kez yapılan enjeksiyonları, 6 ay ile
1 yıl arasında tekrarlamak gerekiyor.
Eğer hasta tüm bu tedavilerden fayda sağlayamıyorsa ve eklemdeki
kıkırdak kaybı henüz çok fazla değilse artroskopik cerrahi girişimler
uygulanıyor. Artroskopide eklemin içine, kalem kalınlığında boru
şeklinde bir aletle giriliyor. Açılan kıkırdaklar temizleniyor,
tıraşlanıyor, meniskus yırtıkları alınıyor, eklemin içi yıkanıyor.
Ancak eklem kireçlenmesi geri dönüşü olmayan bir hastalık. Kıkırdağı
eskisi gibi yapmak, yenilemek mümkün değil. Yapılan tüm girişimler
hastalığın seyrini yavaşlatmayı ve ağrıyı azaltmayı hedefliyor. Eklem
kireçlenmesi bir aşınma süreci olduğu için kaybedilen kıkırdak geri
gelmiyor.
Eklem kireçlenmesi başladıktan sonra 20 ila 30 yıl kadar seyreden ve
yavaş yavaş ilerleyen bir hastalık. Bu süreç içinde herhangi bir ilaç,
enjeksiyon, atroskopik girişim tedavisi ya da fizik tedavi yapılmazsa,
hastanın eklemi günün birinde iş göremez hale gelecek kadar
aşınabiliyor. Bu aşamada ise hastaya son çare olarak yapay eklem yani
protez takılıyor.
Oldukça sık yapılan bu ameliyatların başarı oranı yüzde 95 civarında.
Hasta, yapay eklemini vücudun normal bir eklemiymiş gibi yaklaşık 20
yıl kadar rahatlıkla kullanabiliyor. Yapay eklemin bozulması ya da
aşınması durumunda çıkartılıp yerine yenisi konulabiliyor.
Günümüz tedavi seçeneklerinin, eklem kireçlenmesi şikayeti olan bir
hastanın sakat kalmadan, tekerlekli sandalyeye ya da bastona mahkum
olmadan yürümesini sağlayacak kadar ilerlemiş durumda olduğunu belirten
Doç. Dr. Şener, hastalığın her aşamasında tedavi şansı olduğunu
söylüyor ve şöyle devam ediyor: "Hasta ne kadar geç gelirse yapılacak
cerrahi girişim de o kadar büyüyor ve riskleri de o kadar artıyor.
Hastanın bize ağrıları, şişmeleri, eklemden ses gelmeleri başlar
başlamaz gelmesi erken tedavi şansı veriyor. Erken tedaviye başlayan
hastanın eklem kireçlenmesi iyi kontrol edilirse, ameliyat zamanını
geciktirmek ve hatta hastamız ileri yaşlarda ise ameliyata gerek
kalmadan hayatını devam ettirmesini sağlamak mümkün.”
Ameliyat ve sonrası...
Eklem kireçlenmesi ameliyatlarında aşınan, bozulan eklem yüzeyi ve
kıkırdağı kesilip çıkarılıyor. Onun yerine onun görevini görecek metal,
seramik ya da sert bir plastik türünden yapılmış bir yapay eklem
yerleştiriliyor.
Yaklaşık 1 saat süren bu ameliyattan sonra hasta ertesi gün ayağa
kalkıp eklemin üzerine basıp hareket edebilir hale geliyor. Ameliyat
sonrası hastanede kalma süresi 3 ila 5 gün arası değişiyor. Hastanın
yaklaşık 1-2 hafta kadar baston ya da tek koltuk değneği kullanması
gerekiyor. Bu süre sonunda da bastonu bırakıp normal hayatına devam
edecek hale geliyor.
Her ameliyat gibi bu ameliyatın da riskleri var. Protez takılan yerde
iltihap gelişmesi, protezin yerinden çıkması, erken aşınması ya da
pıhtı (emboli) oluşması gibi riskleri var. Yüzde 5 oranında
gerçekleşebilen tüm bu risklere rağmen yapay protez ameliyatları
ortopedi cerrahisinde en yüz güldürücü sonuçlara sahip ameliyatlardan
biri. Kireçlenme en çok kalça ve dizde görüldüğü için ameliyatlar da en
çok bu bölgelere uygulanıyor. Ancak ayak bileği, omuz, dirsek, el
bileği ve omurgalara da protez koymak mümkün.
Ameliyat sonrası hastanın tüm kontrollerini ve takibini ortopedist ve
fizik tedavi uzmanı birlikte yapıyor. Protezin sağlığını ve bacağın
seyrini ortopedist takip ederken, fizik tedavi uzmanı hastaya, ameliyat
sonrası kas güçlendirme ve eklem hareket açıklığını kazandırmayı
destekleyecek programları uyguluyor. Fizik tedavisiz bir protez
ameliyatının düşünülemediğini belirten Doç. Dr. Şener, protez
ameliyatlarının başarısında fizik tedavinin çok belirleyici bir faktör
olduğunu söylüyor. Protez koyulduğu andan itibaren hastanın eklemi yük
taşımaya müsait bir duruma geliyor. Hastalar hastaneden tek bastonla
kendi başına yürüyebilecek ve merdiven inip çıkabilecek şekilde
gönderiliyor. Sonrasında ise fizik tedavi devam ediyor.
Ameliyatın başarısına rağmen protezli eklemde bazı küçük şikayetler de
devam edebiliyor. Ameliyat sonrası hafif ağrı duymak, çok soğuk
havalarda protezin hafif de olsa soğukluğunu hissetmek, çok uzun yol
yüründüğünde şişmeler yaşamak mümkün. Ancak hastalar günlük hayatta
protezi hiçbir şekilde fark etmiyor. Bursa Acıbadem Hastanesi Fizik
Tedavi Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Orhan Özcan, cerrahi girişim
sonrası uygulanan fizik tedavi çalışmalarında temel kuralın, eklem
hareket açıklığını kazandırmak, yeterli kas gücünü elde etmek ve
hepsinden önce kişiyi ağrısız normal günlük yaşamına döndürmek olduğunu
belirtiyor.
"Ameliyatın ertesi günü hastanede, izometrik egzersizler dediğimiz
eklemi hareket ettirmeden kası güçlendirici egzersizlere başlıyoruz.
Uygulama süresi yapılan ameliyata göre değişiyor. Daha sonra eklem
hareket açıklığını kazandırıcı hareketler uygulanıyor. Hastanın
durumuna göre şişliklere engel olmak için buz uygulanıyor. Sonraki
günlerde aşama aşama kası güçlendirici ağırlıklar yardımıyla, kasın
gücünü artırmaya yönelik egzersizlere başlanıyor. Eğer her şey yolunda
giderse, 2-3 hafta sonra kişi baston ya da başka bir araç kullanmadan
yürüyebilir duruma gelebilir" diyor Prof. Dr. Özcan.
Ameliyat sonrası ilk 1 ila 2 hafta boyunca hastanın her gün fizik
tedavi çalışmaları için hastaneye gelmesi gerekiyor. Daha sonra bu süre
2 ila 3 günde bir şeklinde azalıyor. Bu sayede hem hastadaki gelişmeler
hem de egzersizlerin hasta üzerindeki etkileri takip ediliyor. Hastanın
normal yürüyüş görüntüsünü kazandıktan sonra tedavisine kendisine
verilen egzersiz programıyla evde sürdürdüğünü belirten Prof. Dr.
Özcan, ameliyat olan kişilerin genelde 60 yaşın üzerinde olduğunu ve
kondisyonel durumlarını korumak amacıyla bu egzersizleri hayat boyu
yapmalarının oldukça faydalı olacağını vurguluyor.
Prof. Dr. Özcan, "Hastaların iyileştikten sonra da egzersizlere devam
etmeleri, bunu bir tedavi gibi değil de bir yaşam biçimi olarak
algılamaları ve hayatlarına geçirmelerini tavsiye ediyoruz" diyor.
· Fazla kilo almamaya özen gösterin.
· Travmalardan uzak durmaya çalışın.
· Egzersizleri bilinçli yapın. Yüzme ve yürüyüş gibi daha hafif,
yaşa uygun, ekleme fazla yük bindirmeyecek ama kasları güçlendirecek
egzersizleri tercih edin.
· Katkı maddelerinden uzak bir doğal beslenme şeklini
benimseyin. Kıkırdak kandan değil eklem sıvısından beslendiği için
oldukça sınırlı bir beslenmesi var. Eklem sıvısının niteliği ve içeriği
bozulunca kıkırdağın da yapısı bozuluyor.
· Sigara kullanmayın. Sigara, kıkırdak beslenmesini olumsuz etkiliyor.
Kaynak:Acıbadem hastanesi sağlık gurubu
Beğendiğim metinlere ekle (0) | Görüntüleme sayısı: 508 | Arkadaşına gönder
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. |