Gratis Joomla Template by FatCow Review

"Fatih" kime denir?

Kategori: Tarihi Bilgiler

 Bizim, “biz”e ait değerlerimiz vardır. Ve bize ait tariflerimiz… Bizi “biz” yapan işte bunlardır. Bu nedenle bizi, ancak “biz”im gibi olanlar anlar. Ve bizi ancak “bizim” gibi olanlar anlatır… Biz “biz”izdir çünkü. Bizi farklı ve üstün kılan da işte budur!
Bazıları, büyük zaferler kazanmış liderlerine “imparator” derler. Bazılarıysa sadece “kral…” Bazılarıysa daha farklı ifadeler kullanır. Bizse, onların kullandıklarını kullanmayız asla… Gönlümüzde yatan aslanın hayali başkadır çünkü. Bizim sultanımız sığmaz böyle tariflere! Biz ona ancak “Fatih” deriz.

Ve onu “Fatih”imiz diye severiz. Başka isimler ve namlar etkileyemez, büyüleyemez bizi onun kadar. Ve başka tariflerin gücü yetmez asla bizim liderimizi anlatmaya…
Peki ya farkı nedir “Fatih”in diğerlerinden?

 

 

 

Özelliği nedir? Neden bizim kültürümüzde büyük komutanlar, büyük liderler (başka bir unvanla değil de) bu nam ile yâd edilir?

Sanırım, bütün bu soruların cevabında gizlenen bir büyük hakikat var. İşte o hakikattir ki ancak; bizim, dinimizin ve kültürümüzün üstün taraflarını ortaya koyar. Bizim bir liderde ne aradığımızı, bizim için liderliğin ne anlama geldiğini tarif eder herkese...
Dilerseniz bu konuyu biraz daha açalım…

 

“Fatih” unvanı, bildiğiniz gibi Arapça bir kelimedir ve “feth” kökünden gelir. Ondan türetilerek yapılır. “Feth” ise, sanıldığı gibi “yıkmak” veya “ele geçirmek” demek değildir… Aslında o, Arapça “açmak” manasındadır. Gariptir ki, diğer kültürlerde hep “kazanmak, hükmetmek, güçlü olmak” gibi köklerden kurulan kelimelerle anılır komutanlar… Bizim kültürümüzdeyse aksine, komutan “yıkan” veya “yok eden” değildir, “açan”dır.

 

 

 

Çünkü “feth” kelimesi manaca bu gibi menfilikler ifade etmez. Hatta öyle ki, Allah’ın da güzel isimlerinden birisi (yine aynı kökten türetilen) “Fettah”tır.
Bu demektir ki; onların hep menfi yönleriyle andıkları, saydıkları liderlerine bedel, bizim çığır açan, çağ açan, kapılar açan “Fatih”lerimiz vardır. Ve “Fatih” unvanını ancak bu nama layık olanlar taşır.

Selahaddin Eyyübî’yi “Kudüs Fatihi”, Amr bin As’ı “Mısır Fatihi”, Tarık bin Ziyad’ı “İspanya Fatihi” yapan sır neyse, Sultan Mehmet Han’ı da “İstanbul Fatihi” yapan sır odur. Fatih’tirler, çünkü onlar “açılım” insanlarıdır. Zihinleri, fikirleri ve kalpleri “yapabileceklerinin” hayalleriyle dolar, taşar. Kararlıdırlar, gerekirse bu yolda tüm gemileri yakarlar. Onların elleri öyle yerlere yetişir ki, bizim hayallerimiz dahi oralara yetişemez. Ve onların hayalleri öyle yerlere yetişir ki, bulundukları çağ onları kaldıramaz. Ortasından çatlayıp, başka çağlara inkılâp eder.

 

 

Onların her bir hamlesi büyük değişim dalgaları meydana getirir. Yaptıkları “açılım” hareketleriyle, bırakın sadece hükmettikleri insanların zihinlerini, bütün insanlığın düşünce yapısı değişir. İmkânsız sanılanlar, mümkün hale gelir. “Olmaz” denilen şeyler olur. İçinde yaşadıkları milletler onların kalplerindeki heyecanın şiddetiyle heyecana gelir ve açılımlar, “feth”ler birbirini izler. Ta ki, eserleri ve izleri unutulmaya yüz tutana kadar…

Hakikaten de tarihçiler, Avrupa’da değişimin başlangıcı sayılan “Rönesans ve Reform” hareketlerinin tetikleyicisi olarak, bugün, İstanbul’un Fethi’ni göstermektedirler. İstanbul’un Fethi ve beraberinde getirdiği sosyal, siyasal değişim Batı’nın bugünkü şeklini almasında baş mimar konumundadır. Yıkılmaz sanılan surların yıkıldığı, alınmaz sanılan bir şehrin alındığı o kutlu gün, Batı’nın tabuları da yıkılmaya başlamıştır. Hem İstanbul’dan Batı’ya oluşan göç dalgası, hem de “feth” ile ulaşılan beldede iki kültür arasında yaşanan kaynaşma, Batı’da büyük değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur.

 

 

Bu yönüyle Sultan Fatih, İstanbul’u alarak sadece devletinin iki yakasını birleştirmekle kalmamış, aynı zamanda Doğu ve Batı kültürlerini de bir şehirde buluşturmayı başarmıştır. Böylece Doğu ve Batı medeniyetleri arasındaki, o zamana kadar, en sıcak temas yaşanmaya başlamıştır. Asırlarca süren bu temas ve diyalog sırasında Batı’nın Doğu’dan öğreneceği çok şeyler vardır.

Bu perspektiften bakılınca, Fatih Sultan Mehmet Han, gerçekten muhteşem bir “açılım” insanı olarak görünmektedir. Mesela, zamanına kadar görülmemiş büyüklükte toplar döktürmesi büyük bir açılımdır. Havan topunu ilk icat eden olması büyük bir açılımdır. Gemileri karadan yürütmesi, büyük bir açılımdır. Ceddinin de defalarca denediği, ama başaramadığı bir şeyi, daha o genç yaşında, başaracağını düşünmesi ise açılımlarının en büyüğüdür. Başka hiçbir neden olmasa bile başardığı bu tür açılımlar ona “Fatih” unvanını helal kılmaya yeter. O “Sultan Fatih”tir, çünkü o, dedelerinin ellerinin ulaşamadığı yerleri genç yaşında “feth” etmiştir.

 

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Sultan Mehmet Han’da beğendiği, senaya layık gördüğü yönlerden birisi de belki budur. O ve ordusu hem ihlâslarıyla, hem cesaretleriyle ve hem de zihinlerindeki “açılımcı” yapıyla bu övgüyü ve iltifatı layıkıyla taşımışlar, hak etmişlerdir. Hatta denilebilir ki, Cengiz Han’ın tutuşturduğu Moğol fitnesinden sonra bir daha birleştirici bir devlete asla kavuşamayacaklarını düşünen, eski savletli günlerinin asla geri dönmeyeceğine inanan, davasına inancını kaybeden âlem-i İslam, bu fethin tesiriyle heyecanlanmış, gayrete gelmiş ve Osmanlı bayrağı altında onurla durmaya başlamıştır. Fatih Sultan Mehmet bu yönüyle de müthiş bir açılım yapmıştır.

Kader-i İlahî’nin kendisine biçtiği rolü oynayan İstanbul, tarih boyunca pek çok açılıma sahne olmuştur. Doyumsuzluk içinde, yeni açılımların geleceği, muhteşem baharları beklemektedir. Zira “Fatih” bir milletin ruhudur! Beden değişse de ruh daim ve baki kalır. Bizler ve İstanbul hâlâ o ruhun dirileceği ve milletimizin “açılımlar” ile dünyaya baharlar yaşatacağı günlerin hayalinin kurmaktayız.

 

Biz hayalciyiz, hayal kurarız. Ama gün gelir bir “Fatih” çıkar, bizim hayallerimizin bile yetişmediği yerlere elini uzatır, alır. Biz de (ya hayatta veyahut mezarımızda) o günün bahtiyarlığı içinde rengârenk çiçekler açarız. Dirilen “Fatih” ruhuna methiyeler yazarız.

Ahmet Ay--SANATALEMİ.NET

Gösterim: 3566