Gratis Joomla Template by FatCow Review

Osmanlı'ya ihanet eden aileyi saran lanet çemberi

Kategori: Tarihi Bilgiler

Kimi İslam ülkelerindeki hareketlilikler uzmanların dilini sonunda çözmüş görünüyor. Yerlisi yabancısı aynı şeyi vurguluyor: Bu olaylar, Osmanlının arkasında bıraktığı büyük boşluğun hâlâ doldurulamadığını gösteriyor.
 
Peki Osmanlı Devleti 90 küsur yıl önce tarih sahnesine veda etmemiş miydi? 21. yüzyılda hâlâ Osmanlının tasfiyesinden nasıl söz edilebilir? Yoksa bir hayalet midir karşımıza ikide bir çıkan?
 
Çağdaş Fransız filozofu Jacques Derridanın sözünü ettiği türden bir hayalet belki. Filmlerden biliyoruz: Cenazesi kurallara uygun defnedilmemişse ölünün ruhu vârislerine musallat olur. Ta ki usulüne uygun olarak defnedilinceye ve rahatsızlık duyduğu unsur ortadan kaldırılıncaya kadar.
 
Osmanlının hayaleti de benzer bir sıkıntı içerisinde olmalı ki, terk ettiği evin çeşitli odalarında sık sık karşımıza çıkmakta.
 
En iyisi, siz İslamda hayalet var mı? sorusunu sormadan ben asıl konuma geçeyim. Size anlatacağım, Osmanlıya ihanet etmiş bir ailenin, son kalıntısı Ürdünde yaşayan Haşimîlerin başında esen lanet fırtınası.



1916 yılında Arap isyanını, yakınlarda Suudiler tarafından yıktırılan Ecyad Kalesine ilk kurşunu sıkarak başlatan Mekke Şerifi Hüseyinin oğlu Kral Abdullahın hatıratında Sultan II. Abdülhamidi şu çarpıcı satırlarla anması ilginç olmanın ötesinde çarpıcıdır:
 
Bence Abdülhamidin tahttan indirilmesinden sonra meydana gelen olaylar, Kufe ve Mısırlıların Hz. Osmana yaptıklarından sonra meydana gelenlere benzer. Hz. Osman nasıl fitneyle Müslümanlar arasındaki sınır idiyse, Abdülhamid de bu çağda insanlarla fitne arasındaki perdeydi. Bu perde yırtılınca fitneler ortaya çıktı. (Çeviren: Halit Özkan, Klasik: 2006, s. 19).
 
Sultan Abdülhamidin tarih karşısında acımasız bir şekilde haklı çıkmasındaki inceliğe bir başka yazımızda değiniriz. Biz şimdi Osmanlının yıkılmasından sonraki 30 yılda Haşimî sülalesinin başında esen lanet fırtınasına gelelim.
 
Abdülhamidin gözünün tutmadığı adamlardan biriydi Şerif Hüseyin. Onu ailesiyle birlikte İstanbula getirip Boğazda bir yalıda gözaltına aldırır. İttihatçılar ise Abdülhamidin ak dediğine kara demeyi marifet bildiklerinden onu serbest bırakırlar. Hüseyin de Hicaza döner ve İngilizlerle anlaşarak Arap isyanının pimini çeker.
 
İngilizler onu sözde Büyük Arap Krallığının başına geçireceklerdir. Casus Lawrence de danışmanı olacaktır. Güya artık Arap dünyasında Osmanlının değil, Arapların ve tabii Haşimîlerin sözü geçecektir. Siz öyle sanın. İngiliz oyununun kaç perde sürdüğünü bilmeyen Şerif Hüseyin, sadece Hicaz bölgesine Kral yapılır ama tahtı garantide değildir. İngilizler onu çoktan gözden çıkarıp Suud ailesiyle anlaşmışlardır. Nitekim Eylül 1924′te Abdülaziz b. Suudun develerle hücumu üzerine krallığını oğlu Aliye devretmek zorunda kalacaktır. (1958′de parçalanarak öldürülecek olan Alinin oğlu Abdülilah bu defa Irakta karşımıza çıkacaktır) Alinin krallığı da ancak bir yıl sürecek, sonra Hicaz-Necid bölgesi Suudîlere teslim edilecektir.
 
Muazzam Arap Krallığının başına getirildiğini zanneden Şerif Hüseyin ise uyandığında soluğu Kıbrısta almıştır. Çocukluğunda bayramlarda babasıyla birlikte Şerifi ziyaret ettiğini anlatan Rauf Denktaş, emekli kralın kendilerini görür görmez Osmanlıyı hatırladığını ve Ah ben Osmanlıya nasıl ihanet ettim? Şimdi ihanetimin cezasını çekiyorum diye iki gözü iki çeşme ağladığını anlatır. Nitekim 1931′de Ammanda ölürken bin pişmandır. (Ziyaret ettiği Yemende Osmanlı marşlarıyla karşılanmasına ise tarihin istihzası demek gerekiyor.)
 
Ancak Şerif Hüseyinin Osmanlıya ihanetinin laneti kendisiyle sınırlı kalmayacak, oğullarına, hatta torunlarına da bir hastalık gibi geçecektir.
 
Oğullarından Faysal önce Suriye Kralı yapılmıştı. Ancak Fransızlar istemeyince İngilizler tarafından mecburen Irak kralı ilan edildi. Tabii İngiliz danışmanlarla birlikte. Ne var ki, Faysalın mutluluğu da uzun sürmeyecekti. Devasız bir hastalığa tutulacak ve bir mum gibi eriyerek babasından 2 yıl sonra ölecektir.
 
Yerine oğlu Gaziyi kral ilan ettiler. Ancak Gazi İngilizlerin ülkesinin kaynaklarını nasıl soyduğunu görmüş ve Türk yanlısı bir politika izlemeye kalkmıştı. Tabii cezasını çok geçmeden görecek, Bağdatta bomboş bir yolda giderken otomobili bir direğe toslayacak ve hayatını kaybedecekti. (1939)
 
İngilizler onun yerine çocuk yaştaki oğlunu II. Faysal adıyla tahta geçirdiler. Amca oğlu Abdülilah da onun nâibi yapıldı. İkisi birlikte Irakta yapmadıkları rezalet bırakmayınca 1958′deki halk ayaklanmasında parçalanarak öldürüldüler.
 
Şerif Hüseyinin öbür oğlu Abdullahın nasibine ise Ürdün düşmüştü. Önce Emir, sonra kral oldu. Hatıratını yazacak kadar uzun yaşadığına bakılırsa en şanslıları sayılabilir. Ne var ki, o da İsrailin kurulmasından 3 yıl sonra bir Filistinli tarafından öldürülecektir. İşin garibi, Şerif Hüseyinin Zeyd adlı oğlu, kendisine münhal (boş) bir taht bulunamadığı için en uzun ömürlüleri olmuş ve 1970′te eceliyle ölmüştür.
 
Baba, tahtını kaybedip sürgüne gönderiliyor. Bir oğlu hastalıktan, diğeri suikastta ölüyor, üçüncüsü tahtını kaybedip köşesine çekiliyor. Torunlarından ikisi parçalanarak öldürülüyor, biri de sözde trafik kazasına kurban gidiyor.
 
Osmanlıya ihanet eden bir ailenin 30 yıl içinde ne hale geldiğinin ibretlik hikâyesi böyle.
 
Az kalsın casus Lawrencei unutuyorduk. O da görevini yaptıktan sonra gözden düşmüştü. Londrada unutulmuş biri olarak yaşarken 1935 yılında bir motosiklet kazasında ölmüştü.
 
Böylece lanet halkası tamamlanmış oluyor. Şimdilerde Başbakan David Cameronun, vaktiyle işlediği suçlardan dolayı dünyadan özür dilemek zorunda kaldığı emperyalist İngilterenin kullan, at çarkı bütün acımasızlık ve kusursuzluğuyla işlemiş görünüyor.
 
Öte yandan Kral Abdullahın feryadı hâlâ kulaklarda çınlamaya devam ediyor:
 
Eğer Arap isyanının bu şekilde sona ereceğini bilseydik hiçbir şekilde Osmanlıya isyana kalkışmazdık.
 
Mısırlı Dr. Fehmi Şinnavi ise o gür sesiyle şöyle haykırıyor:
 
Günümüz Arap zirvelerinde temel mesele, İsraile ne kadar boyun eğileceği. Eğer Osmanlıya bunun binde biri kadar boyun eğebilseydik, şimdiye kadar elimize geçenlerin milyon katını kazanırdık.

Mustafa Armağan

Gösterim: 3327